İNEBOLU'DA İLK ECZANE VE KARA MANDAL MÜHRÜ


Açıklama: 1902 yılında Eczacılık Okulu’nu bitiren Yusuf Cemal, İnebolu’da bir eczane açar. O yıllarda her yerde, hatta bazı illerde bile, eczane olmadığını ve 300 eczaneden birinin İnebolu’da olduğunu belirtmiş olalım. Elime geçen arşiv resminde Osmanlıca olarak: “Kanaat Eczanesi Yusuf Cemal” ifadelerine yer verilmiştir. (Bu gün aynı yerde Necdet Kökten’in eczanesi bulunmaktadır.)
Kategori: İNEBOLU
Eklenme Tarihi: 16 Mart 2018
Geçerli Tarih: 22 Temmuz 2018, 04:46
Site: Yeni İnebolu Gazetesi
URL: http://www.inebolugazetesi.com/haber_detay.asp?haberID=1229


1902 yılında Eczacılık Okulu’nu bitiren Yusuf Cemal, İnebolu’da bir eczane açar. O yıllarda her yerde, hatta bazı illerde bile, eczane olmadığını ve 300 eczaneden birinin İnebolu’da olduğunu belirtmiş olalım. Elime geçen arşiv resminde Osmanlıca olarak: “Kanaat Eczanesi Yusuf Cemal” ifadelerine yer verilmiştir. (Bu gün aynı yerde Necdet Kökten’in eczanesi bulunmaktadır.)

         Sözü edilen eczane, 1932 yılında “Kanaat Eczanesi” ismiyle beraber hükümet eczacısı Ali Haydar Bey tarafından devralınır. Eczane, meydanın karşı köşesindeki binanın (bugünkü Kent Müzesi) alt katına taşınır. Bu eczanede de “Kanaat Eczanesi Ali Haydar yazmaktadır.” (Bu köşedeki Eczane’nin bugünkü adı Akpınar Eczanesidir. Ahmet Aygün tarafından işletilmektedir).

         Ali Haydar, 1932-1937 yılları arasında işlettiği Eczane’yi bir gezi sırasında teklif aldığı Fatsa’ya taşır. Fatsa Belediye Başkanı Gazi Ahmet Cevat Bey’in ısrarını kıramamış ve 1932 yılında Fatsa’da ilk eczaneyi açmıştır. Bu arada soyadı kanunu çıkmış ve kendisi de Poyrazoğlu soyadını almıştır. Ali Haydar‘ın oğlu Mahmut Poyrazoğlu da 1950 yılında eczacı olmuş ve 1955 yılında babasının ölümü üzerine eczaneyi devralmıştır.

Mahmut’un oğlu torun Ali de çocukluğunu Fatsa’da geçirmiş ve yan komşusu şekercinin oğlu Kadir ile arkadaşlık yapmıştır. Bu ikili birlikte sıradışı oyunlar oynamışlardır. Kaderin cilvesi bu ya, her ikisi de sanatçı olmuş ve tüm Türkiye’nin tanıdığı isimler hâline gelmişlerdir. Ali, Ali Poyrazoğlu; Kadir, Kadir İnanır… Kanaat Eczanesi, 80 yıldan bu yana Fatsa’da aynı isimle faaaliyetlerine devam etmektedir.

         Gelelim Eczacı Yusuf Cemal’e… Hacıoğlu Mustafa Efendi’nin kızı ile evlenmiş, soyadı kanunundan sonra Kökçü soyadını almıştır. Eşi ise 1960 yılında vefat etmiştir. Kendisi ondan daha önce Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Üç çocuğu vardır. İsimleri; Enver Kökçü, Kadriye Kürkçü, Sabriye Erdal’dır.

         1970’li yıllarda, Karadeniz Okulu Müdürü Ahmet Gümüş’tür. Öğretmenler ise Kemalettin Fakazlı, Adnan Ustaoğlu, Fethi Yıldırım’dır. Bir gün postacı, okula bir mektup getirir. Mektubun arkasında gönderen olarak Eczacı Yusuf Cemal Kökçü’nün oğlu Ankara’da önemli bir mevkiide bulunan bürokrat Enver Kökçü yazmaktadır. Karadeniz Okulu’nda 1927 yılında okula başladığını, ilk yılında eski yazı okuduğunu, 1928 sonrası Latin alfabesine geçtiklerini yazar ve de diplomasıyla beraber bir zarfa koyar. İnebolu’ya gönderir. Mektuba cevap öğretmen Kemalettin Fakazlı tarafından kaleme alınır. Memnuniyet ifade edilir. Karşı cevapta kütüphanesini okula göndermek istediğini belirten Enver Kökçü, dediğini yapar ve kütüphanesindeki kitapları gönderir.

         Bu insanı değerli yapan şeylerden biri de okuduğu kitaplar olsa gerek. Onun gönderdiği Kütüphane’den özlü sözler kitabını alıp okuyan Kemalettin Fakazlı bilgi dağarcığını o kadar geliştirmiş ki her seferinde bunlardan birisini bana söylerdi.

Birincisi:

         Soru: İyinin de düşmanı vardır. Acaba nedir?

         Cevap: Daha iyi.

           İkincisi:                            

KARA MANDAL MÜHRÜ

Bir Ramazan günü Yeni Cami önündeki mühürcülere bir adam gelmiş. Mühür kazıttıracakmış.

Mühürcüye:

-Ben İnebolu’luyum. Denizde gemim var. Arkasında da sandalım. Bizim aileye İnebolu’da Hacı Kara Mandaloğulları derler. Yaz işte baba, demiş.

Mühürcü cevap vermiş:

-O kadar uzun ifade bir mühre nasıl sığsın.

O sırada şair Fitnat Hanım oradan geçmekteymiş. Mühürcüye merak etme ben söyleyeyim sen yaz demiş ve “icaz” yapmış:

Es Sefinetü ma’a’s-sandal… 

İnebolulu Hacı Kara Mandal

Açıklaması şöyle:

“Sandalı arkasında bağlı bir gemi.

İnebolulu Hacı Kara Mandal sahibi”

         Bu sözler dilimize HACI MANDAL mührü diyerek girmiştir. Dediğim dedik çaldığım düdük anlamında bir ifadedir. Her şeyi birbirine katmak karıştırmak olarak da ifade edilebilir. Benim dediğim olsun da sonu nereye  varırsa varsın şeklinde de kullanılabilir.

Amcamdan duyduğum özlü sözler kitabından alıntı ikinci deyim de işte bu Hacı Mandal Mührü’dür.

         Hacı Mandal Mührü deyimi, İskender Pala’nın 2003 yılı baskılı “İki Dirhem Bir Çekirdek” adlı romanının 100-101 sayfalarında yer almıştır.

         Günümüz teknolojisi ile Hacı Mandal Mührünü Google’da aratırsanız video anlatımının bulunduğunu görürsünüz. Aynı şekilde “Ali Poyrazoğlu İnebolu” yazarsanız (Bilal Özcan’a yaptığı açıklamalardan) daha fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.

         Yazdığım bu yazıyla da Kara Mandal mührünü uygulamalı olarak anlatmış oluyorum. Kalın sağlıcakla.

          Mustafa Sıtkı Fakazlı