9 HAZİRAN 1921


Açıklama: Harb-i Umumi’den sonra yurdumuz, galip gelen devletler tarafından paylaşılmaya çalışıldı.
Kategori: İNEBOLU
Eklenme Tarihi: 12 Haziran 2020
Geçerli Tarih: 13 Temmuz 2020, 03:43
Site: Yeni İnebolu Gazetesi
URL: http://www.inebolugazetesi.com/haber_detay.asp?haberID=1712


Harb-i Umumi’den sonra yurdumuz, galip gelen devletler tarafından paylaşılmaya çalışıldı. Amerika, İngiltere ve Fransa’nın bilgisi dahilinde Yunanistan’ın bir emri vaki ile 15 Mayıs 1919’da 12.000 askerle  İzmir’i işgal etmesi bu durumdan habersiz olan İtalyanları kızdırdı. Yunanlıların hedefi sadece bu değildi. Diğer galip devletlerin taşeronu olarak bir yıl boyunca hazırlık yaparak 20.000 askerle İnebolu’yu işgal etmeyi de düşünüyorlardı. Bu düşünce 1920 ve 1921 yıllarındaki çeşitli Amerikan ve Kanada gazetelerinde yer aldı. İzmir’in işgali üzerine Fransızlar ve İtalyanlar Yunanistan’ı protesto ederek ‘20.000 kişiyle İnebolu’yu işgal planının hayata geçirilmesine engel oldular. Nurettin Peker kitabında bu olaydan Yunanlıların bir tümen askerle İnebolu’yu işgal etme düşüncesinden bahseder.

Yunanlıların işgal planladıkları öğrenilince İnebolu hemen savunma tertibatı aldı. Erzurum’dan binbaşılıktan emekli olup İnebolu’ya gelen – 1919’da Kastamonu’yu temsilen Sivas Kongresi’ne katılan iki kişiden biri olan -  Zeki Bey emekliliğini İnebolu’da geçirmekteyken ivedilikle görev başına çağrılır. Menzil komutanı olarak İnebolu’daki askerleri örgütler ve talim yaptırır. (Bununla ilgili düz tarlada çekilmiş bir fotoğraf elimizde mevcuttur.)

1921 yılının Mayıs ayı sonu ve Haziran ayı başında İstanbul’dan kaçırılan önemli miktarda cephane ve gizlice gelen 400 subay İnebolu’ya çıkmıştı. Bunu haber alan Yunanlılar İstanbul Boğazı’ndan çıktığında, İnebolu kendini savunmaya hazırdı.

9 Haziran 1921’de, Ramazan Bayramı’nın birinci günü sabahında, camiden çıkılmış, bayramlıklar giyilmiş, Yarbaşı’nda kimi sohbet ediyor, kimi bayramlaşıyor, kimi çay-kahve içiyordu. Aniden Kerempe’den iki kara duman göründü. Gelip geçen vapurlara aşina gözler, bu iki geminin ne olduğunu anlayamadılar. Hızla İnebolu önlerine gelen bu iki gemi, Yunan savaş gemileri olup büyüğü Kılkış, küçüğü Panter’di. İstanbul’dan gelen cephanelerin ve subayların kendilerine teslim edilmesini istediler. Derhal Ankara’ya haber verildi. Yunanlılara verilen cevapla bu isteklerinin yerine getirilmeyeceği bildirildi. Bunun üzerine Yunanlılar İnebolu’yu bombardımana başladılar. İlk gülle hükümet binasının camından içeri girince, derhal Kel Seymen Tepesi’ndeki topçularımıza ateş emri verildi. Bu arada Zeki Bey bir harp hilesi düşünmüş, eş zamanlı alev çıkaracak şekilde, Patriyos altına, Düz Tarla’ya manken toplar (soba borularından yapılmış sahte top düzeneği) yerleştirmişti. Ayrıca aynı amaçla Apeş Tepe’deki 80 yıllık Ramazan topu da namlusunu gemilere doğrulttu.

Kel Seymen Tepesi’nden ateşlenen 8.7 lik toptan çıkan ilk gülle Kılkış’ın arka tarafına yakın düşünce, Kılkış hemen top menzilinin dışına yöneldi. Bu sırada Panter torpidosu sahildeki denk kayıklarını parçalamakla meşguldü. Daha sonra Panter top menziline girince topun başındaki Ayaşlı Onbaşının marifetiyle atılan gülle adeta Panter’in bacasına değerek hemen yanındaki bir su kütlesini havaya kaldırdı. Bunun üzerine iki gemi de İnebolu önlerinden Kayran-Mesed önlerine kadar uzaklaştılar. İstanbul ile telsizle görüşüp tekrar geldiler. Tam bu sırada öğle ezanı okunmaktaydı. Halk, namaz için Yahya Paşa Camii’ne girerken ikinci bombardıman başladı fakat top seslerinden kimse ürkmedi. Ürkmediği gibi yetkililerin uyarılarına rağmen kimse camiyi de terketmedi. Sonuna kadar namazı kılıp duasını ettikten sonra çıktıklarında, bir merminin cami önüne kadar patlamadan gelip durduğunu gördüler. Bu olay onların düşmanla mücadelede manevi güçlerini artırdı.

Bombardımanda yaklaşık 100 civarında gülle atıldı. Hükümet binası, Osmanlı Bankası ardiyesi, çarşı içindeki mağaza ve depolar 40 tane denk kayığı isabet aldı. Bunun üzerine Kastamonu valisi Muhittin Paşa silahlı ne kadar asker varsa onlarla birlikte İnebolu’ya gelmiştir. Derhal halkı toplayıp konuşma yapmış,çarşı içinde yığılı cephaneyi iki çaya taşıtmıştır. Milli müdafa vekaleti Sahil topçu Muhafız batarya Komutanı İsmail Hakkı Beyi, Binbaşılığa, Panter torpitosuna gülle değdiren Ayaşlı onbaşıya (50 lira ödül verilip) çavuşluğa terfi ettirilmiştir.

İlk defa resmen 1957 yılında kutlanan Şeref ve Kahramanlık günümüz büyük bir çoşku ve heyecanla kutlanırken zaman geçtikçe daha az ilgi görür hale geldi. Yeni yetişen neslimize o günlerde yaşananları doğru anlatmalıyız. Bu amaçla tarihin yaşandığı mekanları belirleyip,oralarda yapılacak düzenlemelerle yerli yabancı herkese İnebolu’yu anlatmalıyız. Bu gün Belediye olarak kullandığımız Osmanlı Bankasının ön duvarındaki gülle isabet eden yer ve diğer mekanlarda ki tahribatı aslına uygun canlandırıp yanına da hikayesini yazmalıyız. Her ne kadar ismi ve yeri unutulsa da Kel Seymen tepesindeki İnebolu’ya hakim düzlük elimizdeki resimde olduğu gibi bir düzenleme yapılarak İnebolu’nun turizmine kazandırılabilir. Bu konuda geçmişte bir çalışma yapılmış idi. Eğer bunları yapmazsak atalarımızın bize emanetini gelecek nesillere aktarma sorumluluğumuzu yerine getirmemiş olacağız.

O günleri İnebolu’da sorumlu bir asker olarak yaşayan Nurettin Peker’in ”Fakir, zengin, ihtiyar, genç, kadın erkek, çocuk ayırmaksızın çalışan İneboluluların İstiklal savaşındaki emekleri büyüktür. O gün yaşananların senaryosu canlandırılmalı filmleri çekilmeli“ sözü bence yerine getirilmeli düşüncesiyle Şubat ayında memleket sevdalısı kardeşim Adem Salcıoğlu ile bir araya gelmiş ve 9 haziran konusunda bir çalışma yapmaya karar vermiş idik. Korona nedeniyle tam olarak istediğimiz çalışmayı yapamasakta bir başlangıç olması düşüncesiyle çekimler yaptık. 12 Haziran gününden itibaren Rota 37 de yaptığımız ön çalışmayı izleyebilirsiniz. Bundan sonra da zaman zaman çeşitli tarihi konu başlıklarını görsel olarak işlemeye devam edeceğiz. Tarih konusundaki birikimimi her fırsatta ilgililere iletmeye çalışıyorum. Herkese her konuda yardımcı olacağımı buradan bir daha ilan ediyorum.

Allah o günleri bizlere tekrar yaşatmasın.

                                                                                                      Mustafa Sıtkı Fakazlı

                                                                                                            Diş HEKİMİ

                                                                                                    Yerel Tarih araştırmacısı