DÜNÜ BUGÜNÜYLE DOĞANYURT


Açıklama: Arkadaşım Eczacı Raif Kökten'in aracıyla ufak bir İnebolu turu yaparken koltuğun üzerinde öylece duran ve kapağında "Dünü Bugünü DOĞANYURT" yazan kitap dikkatimi çekti.
Kategori: İNEBOLU
Eklenme Tarihi: 15 Ocak 2021
Geçerli Tarih: 28 Şubat 2021, 21:34
Site: Yeni İnebolu Gazetesi
URL: http://www.inebolugazetesi.com/haber_detay.asp?haberID=1799


Arkadaşım Eczacı Raif Kökten'in aracıyla ufak bir İnebolu turu yaparken koltuğun üzerinde öylece duran ve kapağında "Dünü Bugünü DOĞANYURT" yazan kitap dikkatimi çekti. Hemen elime aldım, kısa bir incelemeden sonra "Bu kitaptan bende isterim" dedim. Sağolsun lafım havada kalmadı ve bir kaç gün sonra kitap elime ulaştı. Selim Kayıran hediye olarak göndermişti kitabı. İkinci sayfasına da el yazısıyla "Yeni yılınızı tebrik ederim. 31 Aralık 2020" yazmış. Kendisine teşekkürlerimi sunar, sağlıklı nice yıllar temenni ederim.

Eminim ki Doğanyurt ilçemiz için geçmişten geleceğe miras bırakılacak mükemmel bir eser olmuştur. Daha birkaç sayfasını okuduğum ama tamamını okumayı beklemeyip bir an evvel kitap hakkındaki düşüncelerimi ve emeği geçenlerin fazlasıyla hakettiği takdir ve teşekkürü sunmak için sıcağı sıcağına köşe yazıma konu etmek istedim. 

Hani hep yazıyorum ya...

Kalbi İnebolu için çarpanlar...

İnebolu sevdasıyla yanıp tutuşanlar diye...

Kitabın yazarı Ahmet Kara'nın da Doğanyurt sevdalısı olduğunu anlıyorum kitabın daha başında... 

Doğduğu, büyüdüğü topraklara faydalı bir şeyler yapmak için çabaladığını ve iki senelik yoğun bir çalışmanın ve araştırmanın neticesinde 347 sayfalık güzel bir eseri Doğanyurt'a kazandırdığını görüyorum.

Böylece Ahmet Kara'nın, memleketini tanıtacak, tarihine ışık tutacak, bugününü arşivlere geçirecek, geleceğine ise rehber olacak kalıcı bir eserle hizmet ettiğinin altını çiziyorum.

Ahmet Kara kitabının başında  çocukluğunun Doğanyurt'unu o kadar güzel anlatmış ki, bu yazılanlara hiç bir ilave yapmaksızın okuyucularıma aktararak Doğanyurt'u tanıtmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.

"Bizler Doğanyurt'ta yaşayan, akşamın alaca karanlığında sırtındaki yükte güneşi evlerine taşıyan anaların çocukları olarak bu topraklarda yaşadık. Her günü bir ömre bedel olan hayaller kurduk imkansızı görerek. Mücadele verdik zincirlerimizi kırmak için. Yaramazlık yaptık, kavga ettik, sevdik, sevildik, dövdük, dövüldük, şımardık büyüklerimizden azar işittik.Kuyu başlarında su sırası beklerken masum aşklara şahit olduk, kar yağdı, en güzel kayak takımından daha güzel olan gübre torbasıyla köy ortasında kaydık, bostanlara dalıp cevizleri taşladık, mısırları kırdık, komşunun elmalarını izinsiz aldık. Deresine girip çimdik, çayında balık tuttuk. DEĞİRMEN GÖLÜNDE yüzdük. İnek otlattık, KİLLİK ALTINDA oyuna daldık. DİKMELİ TARLADA inekleri kaybettik. İş işten geçtiğinde bulduk inekleri komşunun ekin yada mısır tarlasında. Dağından mantar, çalıların arasında diken, BÜKÜNDE böğürtlen yiyip çilek topladık. Ekin zamanı harmana, kış başlamadan ormana, gıcı toplamaya, odun yapmaya koştuk. Okul bahçesinde saklambaç, harman yerinde çelik-çomak oynadık. Ateş yakıp atlarken çarpıştık kor ateşin üstünde, acıdan ağlamak yerine katıla katıla güldük alevlerin üstünde. Korkudan gün ortasında bile mezarlıktan uçarcasına koşarak geçerken, CEVİZLİĶTE top oynamaya ceylan gibi sekerek gittik. Köy içinde bir taraftan bülbül gibi ıslıkla nağme yaparken, diğer taraftan kanca yaptığımız işaret parmağımızla çaldığımız ıslık sesleri karşı dağda yankılanırdı. TURİST BİNASININ önünde kumda misket oynar, beton alanda köyler arası futbol maçı yapardık. Bostanlarda sapan çekip, yay gerer kuş avlardık. Benim gibi belki de bir çoğunuz hayatının çok kısa bölümünü geçirdiniz Doğanyurt'ta. O yüzden her anı benim için çok değerli. Çünkü anlatmakla bitiremedigimiz Doğanyurt'un dağında taşında yaşadığımız anılarımız, kara toprağına gömdüğümüz canlarımız, hepsinden önemlisi çocukluğumuz ve geçmişimiz var. İşte bu yüzden Doğanyurt'u anlatmak ve anlattıkça herkese tanıtmak gibi bir çabamız var. İstihdam ve sosyal olanakların eksikliği nedeniyle özellikle gençlerimizin büyük şehirlere göç ettiği, bu yüzden nüfusun azaldığı ve giderek hayalet şehre dönüşen Doğanyurt'un kendi kimliğine sahip çıkarak kalkınmasını arzuluyor ve düşlüyorum. Çok sevdiğimiz ama hoyratça kullandığımız, Türkiye'nin en küçük ilçelerinden biri olan Doğanyurt'u tanıtmak ve bilinmeyenleri hakkında tarihe not düşüp, günümüze biraz ışık tutmak amacım. Dileğim unutulmaya yüz tutmuş kültürümüzü ve bozulan doğal varlıklarımızın görkemini gelecek kuşaklara taşımak, toprağından kopup gurbete sürüklenenlere gittikçe yalnızlaşan, viraneleşen memleketin çığlığını duyurmaktır.   1 Eylül 1990 tarihinde ilçe olarak faaliyete geçildiğinde 13.244 olan nüfus bugün 5.651 e kadar düşmüştür."

Evet Ahmet Kara'nın söylemleri sadece bunlardan ibaret değil elbette, fakat bir diğer ilgimi çeken söylem ise 29 Ocak 1967 tarihli Milliyet gazetesinde Ömer Sami Coşar'ın hazırladığı ve Karadeniz'in aylarca mahsur kalan köylerine ait bir yazı dizisini büyük bir ibret ve hayretle okuyacaksınız dediği yazıda Doğanyurt'u GARDİYANSIZ HAPİSHANE olarak tanımlamasıdır.

O yıllarda Doğanyurt ve köylerindeki imkansızlıkların gazetelerde ve çeşitli yazı dizilerinde nasıl konu edildiği kitapta uzun uzun anlatılmıştır. Hatta bu imkansızlıkla ilgili  benim de küçük bir anımı anlatmanın tam sırası gelmiştir.

1986 yılı yaz sonunda vekil öğretmenlik yapmak için İnebolu ilçe milli eğitim müdürlüğüne müracaat etmiştim. O yıllarda Doğanyurt, İnebolu'ya bağlı bir bucaktı. O dönemde İnebolu'ya, günümüzde ise Doğanyurt'a bağlı olan Denizgörülen, Torozya, Ortaburun ve Köfünambarı adındaki dört köyden birini tercih etmem istendi. 1986-1987 Eğitim-öğretim döneminde, tercih ettiğim köyde vekil öğretmenliğe başlayacaktım. Fakat önce bu köylerle ilgili araştırma yapmam gerekiyordu. Kısa süren bir soruşturma sonunda bana isimleri verilen dört köyde de elektrik olmadığını öğrendim ve bu yüzden vekil öğretmenlik serüvenim başlamadan bitti. Gerçekten mahrumiyet bölgesi denildiği dönemleri yaşadı köyleriyle birlikte Doğanyurt.

O günlere bakarak, çok mesafe katetmiş olduğunu görüyor, emeği ve hizmeti geçenlere yeri gelmişken teşekkürü bir borç biliyoruz.

Yine yazmadan geçemeyeceğim, İstanbul'da yaşayan ama kalbi Doğanyurt için çarpan, düğün ya da cenazelerin dışında fırsat buldukça soluğu memleketinde alan Sabahattin Bay ağabeyimin kulaklarını çınlatmak istiyorum. Allah sağlığını versin. Çünkü Doğanyurt sevdasını iyi biliyorum Sabahattin ağabeyin.

Evet "Dünü Bugünü DOĞANYURT" kitabı içindeki çok çeşitli konu başlıklarıyla gerçekten Doğanyurt'u geniş boyutlu anlatıyor. Merak edenlere en kısa zamanda okumak düşüyor. Bizlere de  başta Ahmet Kara olmak üzere tüm emeği geçenlere  teşekkür etmekten başka bir şey kalmıyor.