Her insan memleketini sever. Sevmek ise her zaman sadece övmek değil; eksiklerini görmek, yanlışlarını dile getirmek, hak ettiği yatırımları istemektir.
Ben köşe yazarlığını yalnızca fikir beyan etmek olarak görmüyorum.
Bir köşe yazarı, halkın dertlerini, isteklerini ve beklentilerini yetkililere ulaştıran bir köprüdür, toplumun sesidir.
Geçtiğimiz günlerde pazarı gezerken bir teyze yanıma geldi. “Kızım, yazılarını okuyorum. Çok güzel konulara değiniyorsun. Şu pazarın durumunu da yazar mısın?” diyerek benden ricada bulundu.
Teyzeyi dinlerken, artık düşünen ve yaşananlara kayıtsız kalamayan insanların sabrının tükendiğini, seslerini duyurabilmek için çare aradıklarını fark ettim.
Doğrusunu söylemek gerekirse pazara gitmeyi çok seven biri değilim. Daha önce arabayla geçerken gördüğüm manzaranın, pazarı bizzat gezip satıcıların ve alışveriş yapan vatandaşların yaşadığı zorluklara yakından tanık olunca ne kadar zor olduğunu fark ettim.
Hazır yeri gelmişken, hem o teyzenin ricasını hem de birçok kişinin ortak sıkıntısını dile getirmek istiyorum. Tabii ki her zaman olduğu gibi vicdanımı bir kenara bırakmadan, kimseyi eleştirmek ya da hedef göstermek değil, tarihiyle, doğasıyla, kültürüyle, yemekleriyle ve doğal ürünleriyle eşsiz ilçemizin ve insanımızın hak ettiğini yazmak için…
Galiba biz İnebolu halkı, eskiden beri süregelen bazı şeylere o kadar alıştık ki artık onları normalleştirdik. Lakin alışmış olmak, doğru olduğu anlamına gelmiyor.
Bir yandan da artık geçmişle övünmeyi, yıllardır sahip olduğumuz madalyaları konuşmayı biraz geride bırakıp geleceğe odaklanmanın zamanı gelmedi mi diye düşünmeden edemiyorum. Elbette tarihimiz ve İstiklal Madalyamız en büyük gurur kaynaklarımızdan biri. Ancak yalnızca geçmişteki başarılarla övünmek, geleceğe dair adımlar atmayı ikinci plana atmamalı. Bugün, tarihte başarıları ve madalyası bulunmayan komşu ilçeler gelişimini sürdürürken, bizim hâlâ ağırlıklı olarak geçmişi konuşuyor olmamız düşündürücü. Daha önce kaleme aldığım “İnebolu Yeniden Canlanabilir mi?” başlıklı yazımda da ifade ettiğim gibi, İnebolu’nun eski canlılığını bilenler o günleri büyük bir özlemle anıyor. Bir zamanlar yaz tatili denildiğinde komşu ilçelerin adı bile anılmazken, bugün neden sadece geçmişimiz ve madalyalarımız konuşuluyor, neden komşu ilçelerin yaptıklarına özenir hâle geldik? Asıl üzerinde durmamız gereken soru da bu olmalı. Çünkü geçmişimizle gurur duymaya devam ederken, aynı kararlılıkla geleceğimizi de inşa etmenin yollarını aramalıyız.
Bazı yatırımların ya da hizmetlerin ağır aksak ilerlemesini bir ölçüde anlayabiliriz. Ancak bir pazar yerinin, aradan geçen en az yarım asra rağmen tek bir kalıcı çözüme kavuşamadan, yolun iki tarafında akan trafiğin ortasında yaz kış bilfiil haftada iki gün hizmet vermeye devam etmesi gerçekten düşündürücü. Bu kadar uzun yıllar boyunca aynı sorunun değişmeden kalmış olması ise şaşırtıcı olduğu kadar üzücü de.
Yıllardır değişmeden devam eden bu düzenin neden hâlâ sürdüğünü gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Çözüm bekleyen pazar yeri sorunu her gün gözümüzün önünde yaşanmaya devam ediyor. Yolun iki tarafına oturan kadınlarımız binbir emekle yetiştirdikleri doğal ürünleri satmaya çalışırken, yanlarından geçen tırlar, kamyonlar ve diğer araçlar büyük bir tehlike oluşturuyor. Yağmurda ıslanan, kışın soğukta donan, yazın güneş altında saatlerce kalan kadınlarımız her şeye rağmen üretip emeklerinin karşılığı için pazara gelmeye devam ediyorlar.
İnebolu, bana göre sadece Ege’de ya da başka yörelerde yetiştiği düşünülen ve en güzellerinin oralarda olduğuna inanılan envai çeşit meyve ve sebzenin en kaliteli örneklerinin yetiştiği nadir yerlerden biri. Ama bunun ne kadar farkındayız?
Nerede var bizim Gogana eriğimiz? Kara eriğimiz, dağ çileğimiz, kara üzümümüz, incirimiz, kirazımız, ekşi karamız, kirenimiz, kivimiz, kestanemiz, karaağaç üzüm yaprağımız, bamyamız, semizotumuz, yerli domates, salatalık, biber ve kabağımız…
Tüm yetişen ürünlerimizi saysam satırlar yetmeyecek, bu liste böyle uzayıp gidecek. Siz değerli okuyucularımı daha fazla sıkmadan sadede gelelim.
Peki bu kadar değerli ürünleri yetiştiren kadınlarımız daha iyi şartlarda satış yapmayı ve ilçemizin halkı güvenli bir alışveriş yapmayı hak etmiyor mu?
Neden İnebolu’ya yakışır, modern bir pazaryeri yapılmasın?
Belki bir köşe yazısı tek başına bir pazaryeri yapmaz. Belki yarın hiçbir şey değişmez. Ama değişim önce bir kişinin dile getirmesiyle, sonra birçok kişinin aynı soruyu sormasıyla başlar.
Çünkü memleket sevgisi sadece güzel sözler söylemekle değil, eksikleri görüp çözümün bir parçası olabilmekle anlam kazanır.
Ben de ilçeme duyduğum sevginin gereği olarak gözlemlerimi ve halkımızın düşüncelerini samimiyetle kaleme aldım.
Bundan sonrası ise yazdıklarımın değerlendirilmesini ve gerekli adımların atılmasını yetkililerimizin vicdanına bırakıyorum.