Yerli ve yabancı aklı başında yani vicdanlı aydınların büyük çoğunluğu, İslâmın kendine dönmesinin Müslüman toplumların yegâne, biricik kurtuluşu olacağını artık yüksek sesle ifade ediyorlar. Bu hakikat yeni değil şüphesiz. Ne var ki eskilerde, eski dediysem mesela 50-60 yıl kadar önceleri, “işlevsiz” olduğundan yeterince dillendirilmemiş ve öne çıkarılmamıştı. Orkun Kitabelerinde de benzer ifadeler yer alır: “Ey Türk, titre ve kendine dön!”
Bu iyi doğru da, bir toplum/millet kendine nasıl döner ya da dönmeli? İşte cevaplandırılması gereken soru bu. Kendimize nasıl döneceğiz? İlhâm kaynağımız ve rehberimiz Kur’an diyerek işin içinden sıyrılmak isteyen yahut sıyrılan münevver taslaklarını bir tarafa bırakalım, bu “kendine dönme” işi nasıl olacak? Buna, bir genelleme yaparak “kendi değerlerine sahip çıkarak ve o değerlerle yöneterek, yönelterek, hâsılı o değerleri hayat hâline getirerek.
Söz konusu değerler belli, İslâmî kaidelerdir. Peki, mevcut çağın dayatmaları bu İslâmî değerlere ne diyor, nasıl bakıyor; yine İslâmî değerler çağı nasıl görüyor ve ne teklifte bulunuyor? Çetinler çetini bir merhaledir bu. Can alıcı nokta.
Dış ifadeye bakılıp bir yanılgıya düşülmesin diye izah etmek gerekir: İslâm kendindedir. Kendine gelmesi gerek Müslümanlardır, Müslüman toplumlardır. İnsanlığın beklediği kurtuluş umudu halen ve yine İslâmdır. Bu şuurla temsilciler ve özellikle Müslüman aydınlar harekete geçmelidir. Kıpırdanma yok değildir ama olması gereken hamle, çaba, çalışma ve üretme maalesef yoktur bugün hâlâ.
Mesela globalleşmiş dünya iktisadının karşısına nasıl bir İslâmî iktisat anlayışı ve sistemiyle çıkılacak? Eğitimi, sanatı ve genel bakışı yani dünya tasavvuru nasıl olacak? Bu birimleri ayrı ayrı yani her birini diğerlerinden kopartarak müstakil olarak ele almak cinayet olur. Her birim bir bütün içinde ele alınıp değerlendirilmelidir. Çünkü her birim diğerleriyle bağlantılıdır. “Bütün Fikrin Gerekliliği”. Buradan da anlaşılıyor ki her birim bütünün birer parçalarıdır.
Dolayısıyla ithal edilen ve dışarıdan monte edilen parça ve unsurlar faydadan çok zarar verir. Kapitalist bir düzen içinde İslâmî bir iktisat anlayışı ile verimli olamazsınız. İslâm iktisatının esasları ile kapitalizmin esasları bağdaşmaz ve uyuşmaz. Ülkemizdeki iktisadî olumsuzlukların temelinde yatan asıl problem budur. Bu sadece iktisatta değil, bütün alanlarda yüzyıldır varlığını inatla sürdürüyor.
Demek oluyor ki, ülkemizin temel sorunu partiler değil, sistemdir.
“Gerçekte, İslâmın kendi özellik ve orijinalliğini, gelişen bir şekilde modern dünya şartlarına uydurmak istiyorsak, onun benliğini korumasının ne Komünizm ve ne de Kapitalizm doğrultusunda gerçekleşmeyeceğini idrak etmemiz gerekir. İslâmın kendine dönmesi şarttır.” (Jacoues Austruy, Kapitalizm Marksizm ve İslâm, çev: Agah Oktay Güner, İlgi Kültür Sanat, 2010, sf:83)
“İktisadî yapının tesisinde, halktan kopmuş teknisyenlerin zorladığı bir emredici plânın veya batının Pazar Ekonomisi modelinin bünyeye naklinin söz konusu olmaması için, İslâma has ekonomik teşkilatlanma modeli bulmaya (inşa etmeye) gayret edilmelidir.” (Age, Sf: 129)