Malumunuz birkaç aydır burada yazıyorum. En sık rastladığım eleştiri anlaşılır yazmıyor olmammış. Oysa gayret sarfetmiyor değilim, anlaşılır yazmaya. Demek ki yeterli değilmiş. Benim için zor bir durum.
Bir kere inci boncuktan, börtü böcekten bahseden yazılar yazmak karakterime uygun değil. Belki bir iki cümleyle bir derde deva, bir yaraya merhem olurum düşüncem var. Yani zihni olarak. Ne bileyim belki kültürü, kitabı yani kitap okumayı, sanatı, edebiyatı belki şiiri, diyemedin belki bir doğru düşünceyi benimsetebilirim isteği.
O hâlde çok ağır konular olmasa da biraz ciddi mevzular üzerine yazmak istiyorum. Böyle olunca da ister istemez ele aldığım konu kendi dilini – lisanını dayatıyor. Mesela tıp ile ilgili bir yazı yazdığınızı düşünün. Mecburen tıp literatürünü kullanmak zorunda kalırsınız. Tıp literatürüne âşinası olmayan bir okur için ne denli sıkıntı doğurur değil mi bu durum? Tıpkı bunun gibi sosyoloji içerikli bir yazıyı yahut makaleyi anlamak için de sosyoloji literatürünü az çok bilmek gerekir. Bu biraz, “aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” örneğindeki açmaza benziyor.
Bana eleştiri yönelten okuyucularımın bu ikazlarını elbette dikkate alacağım. Ama konu seçimimden vaz geçemeyeceğim, kusuruma bakmasınlar. Çünkü okuyucuyu eğlendirmek için yazmıyorum ben, bilakis dert sahibi olmaları için çabalıyorum.
Sanırım yazı muhtevalarının içeriğinin daha çok yerel meseleleri ve problemleri içermesini isteyen yahut bekleyen dostların sayısı da az değil. Yazdım, yerel mesele ve problemlerle ilgili konulara da değindim zaman zaman. Ama ben daha çok genel meseleleri ele alarak yerel meselelere temas etmeyi uygun buluyorum. Hani “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” cinsinden. Tabii genelleştirilemeyecek, ilçemize has problemlerimiz de var, müzminleşen araç park sorunu, daracık sokak ve caddelerin yaya yürüyüşünü handiyse imkânsız hâle getirmesi gibi. Galiba ilk etapta kasaba merkezini, günün belirli saatlerinde trafiğe kapatılması gerekiyor.
Günlük hayatın hızlı ve bir nevi karmaşa içinde akıp gidiyor olması gerçekten ürküntü verici. Bu, insanı ani kararlar almak zorunda bırakıyor. Böyle olunca da insanın hatalı kararlar almasına sebep oluyor. Diğer yandan ferdin kendini dinlemesi, kendine zaman ayırması ve düşünmesini büyük nispette engel oluyor. Mesela kitap okumak ve kendini geliştirmek gibi çok önemli etkinliklerin önünü kapatıyor. Bu maalesef modern hayatın bir özelliği.
Söz konusu olumsuz durum fertlerin ve dolayısıyla toplumun nitelik kazanmasını engelliyor. Tek taraflı, tek yönlü insan tipine yol açıyor. Bunun için her ferdin uzlete ihtiyacı var. Belirli vakitlerde bir kenara yahut tenhaya çekilip düşünmesi gerekir. Kendinden başlayarak toplumu, tabiatı ve tüm varlığı derinliğine düşünmesi gerekir. Sağlıklı düşünmek için de her gün belirli zaman diliminde okuması şarttır. Okumayan ve âdeta okumaktan ve kitaplardan kaçan insana kitabın, makalelerin ve doğru düşüncenin yol göstericiliği söz konusu edilemez. Toplumun genel eğilimine kolayca kapılıp giden ferdin ruh ve zihin sağlığını koruyabilmesi zorlaşıyor, bunun önüne geçmenin yolu ferdîn gelişim ve donanımıyla mümkündür.
Bu sebeple biz de “çorbada tuzumuz olsun” babında ferdin (okurun) gelişimine katkı sağlamayı hedefliyoruz.
Bu konuda beni eleştiren dostlarıma en son söylediğim şu:
“Dolmuş otobüsü bile yolcusunu duraktan alıyor. Bir zahmet durağa kadar geliver!”