-Geçenlerde seyrettiğim bir filmde, bir trafik kazası sonucu hafızasını kaybeden bir kadın, birkaç yıllık evli olduğu kocasını tanıyamıyor. Genç koca onun hafızasını yeniden kazanması ve önceki mutlu aile hayatlarına dönmesi için çırpınıyor. Eşinin onca yaşanmışlara duyarsız kalması ve mesafe almıyor oluşu karşısında yaşadığı sıkıntıları içeriyor film. Geçmişe ait videolar, fotoğraflar, simalar, akrabalar, arkadaşlar, “hatırlamak ve hatırlatmak” adına hiçbir fayda sağlamıyor. Hatta evlilik öncesi ve sonrası yaşadıkları hatıralar ve hatıra mekânları da bir fayda sağlamıyor. Hâsılı dört yıllık kocasını, kaza sonrasında bir yabancı gibi görüyor, hafızasını yitiren kadın.
- “Peki, sonu ne oluyor filmin?” diye soracağım ama sen filmlerin sonunu hiç sevmezsin ve çoğunlukla da seyretmezsin.
- Haklısın, seyretmedim sonunu. Sonu pek önemli değil, asıl derdim oradan bir yere gelmek… Adamcağızın çırpınışları, bizim bugün hafızasını yitirmiş bir toplum karşısındaki hâlimizi çağrıştırdı bana. Bu toplumun ortak hafızası geri gelir mi, ya da nasıl geri gelir, kazandırılır? Yani her ferdi, tek başına yaşadığı ve toplumuyla birlikte var olduğu gerçeğini şuurlaştırmak… Hatırlatmak…
-Toplumumuz narkozlu!
-Ne güzel söyledin, narkozlu! Kendinde değil, bir nevi sarhoş. İşte önce böyle sarhoş ediyorlar, sonra da istedikleri gibi at oynatıyorlar. İnsanlarımız bu denli uyuşturulmamış olsaydı bunca kötülüklere ve yanlışlara duyarsız kalır mıydı? Kalmazdı elbet.
Önce değerler sistemimizi tahrif ve tahrip ettiler. Niçin yaşayıp niçin var olduğumuzu unutturdular. Ulvî tasa ve meramların yerini süfli niyetler aldı. Üç beş gün sonra terk edip gideceği dünya nimet ve zevklerini âdeta ilahlaştırdılar. Bu hastalık öyle bir raddeye geldi ki, ırsî yakınlıklar ve bağlar bile gevşedi ve silindi. Baksana aile fertlerini bile tanımıyor olduk. Menfaatler ve çıkarlar her şeyin önüne geçti. Hâsılı toplumsal çürüme ve yozlaşma bütün hızıyla hatta sürekli ivme kazanarak devam ediyor. Bu felaketin önüne nasıl geçilir de yeni nesilleri olsun bu felaketten nasıl kurtulabilir? Zor soru ve kitaplık çapta bir cevabı var bu sorunun.
Bir kere bilinmeli ki, hükümetler bu işin üstesinden gelemez. Mevcut siyasî zemin ve keyfiyet asla buna müsait değil. Zira bu problem bir rejim sorunudur, bir hukuk, bir medeniyet problemidir. Arkadan gelip ön saflarda yer alan birçok ülke var. Ne ve nasıl yapmışlar da açığı kapatabilmişler? Almanya, Japonya, Çin vb. biz, kendi içimizdeki kavgamızı bitiremedik bir türlü. Neyi neye göre değerlendirip hükme bağlayacağımız belli değil. Yani yok böyle bir mihenk taşımız. Şu kötüdür; neye göre kötü? Bu iyidir; neye göre iyi? Bunlar bilinmiyor.
Aydınlar, ah aydınlar! Karanlıkta kalmış aydınlar! Yığınlar gibi tribün seyircisi aydınlar!