Son günlerde yaşadığımız “okul baskınları” bize neyi düşündürüyor? Gencecik çocuklar yeryüzünün ve insanlığın en cani fiillerinden birine tevessül etmeleri, böyle akıl dışı bir karara varmalarına sebep olan ne? Okulunu okumak, eğitimini tamamlayarak yüksekokula başlamak heyecanı ve azmi dururken, âdeta intihar edercesine katliama kalkışmasının asıl sebebi yahut sebepleri neler olabilir?
Bana göre öncelikle toplumsal formumuzun bozulmasının göstergesidir bu elim hadiseler. Cana kıymaya teşebbüs etmek gibi insana ürperti veren ve bir o kadarda insanı düşündüren “Şuurdışı” eylemlerdir.
Bunun bu kadarını herkes biliyor zaten.
Toplumsal formun bozulmasından söz ettim. Fert sağlığına kavuşmadan toplum sağlıklı olamaz. Genç nesillerin hayal ve beklentilerini bu bozulan toplum formları, dünyayı ve hayatı algılayış ve anlamlandırış şekilleri inşa ediyor. Eskiden bunu yerel kültür başta olmak üzere yetişkinlerin yapıp etmeleri biçimlendiriyordu.
Genç nesiller farkındaysanız aileden, çevreden, toplumdan ve dünyadan tecrit oldu. Kendilerini soyutladılar. Yahut toplumsal model onları soyutladı. İsmi cismi belirsiz bir dünyanın peşine düştüler, o dünyanın hayalleri ile yaşıyorlar. Toplumsal tanım ve anlamlandırmalardan nefret ediyorlar. Çünkü bu tanım ve anlamlandırmalara inanmıyorlar, güven duymuyorlar. İçine düştükleri bu anlamsızlık kuyusu biraz sonra onları bunaltıyor. Zira bu önlerine konan tanımlar, tarifler ve anlamlandırmalar köksüz ve savruk. Aslında bu ruh burkuntusu sadece gençlerde değil, bütün bir topluma hâkim. Ne var ki, bu ruh hastalığı farklı farklı tezahür ediyor.
Müziklere bakın, eğlenme şekillerine, konuşurken kelime seçimine, meyillere, arzu ve isteklere, hayallere bakın. Dikkatlice bakacak olursanız toplumumuzun ciddi bir hastalığa uğradığını görürsünüz. Bir şeylerin yerli yerine oturmadığını, bir şeylerin kötü gittiğini anlarsınız. Medeniyet habire cezaevleri, bakımevleri inşa ediyor. Psikiyatri servisleri tıklım tıklım dolu. Vurmalar, öldürmeler, yaralamalar, gasp, boşanmalar istatistik rekorları peşinde âdeta. Derin bir buhran var toplumumuzda, fertlerimizde. Çözüm bekleyen, çıkış arayan sorular yumak yumak zihinlerde. Beklentilerle hayatın gerçekleri arasında akıl almaz bir savaş var. Uyumsuzluk, uygunsuzluk…
Yaşanılan hadiseler kolda vuku bulan bir hadise. Kol ne ki, bünye ârızalı. Bünyedeki rahatsızlık kolda, parmakta veya ayak parmağında meydana çıkıyor.
“Sadece bizde değil, Amerika’da bile böyle hadiseler yaşanıyor” tesellisine sığınanlar aslında zihni bir suç işliyor. Biz biziz, Amerika da Amerika. Batı ve Avrupa toplumlarının yaşamakta olduğu toplumsal çözülmeye, çürümeye biz neden düşelim? Biz neden bu toplumsal buhrana çözüm üretemiyoruz?
Aslında buhranın kaynağı bizim batılılaşma serüvenimizde ama şimdi bu konuya girecek değilim. Yine de şu kadarını söylememe müsaade ediniz: Batı’nın tesiriyle veya çarpık ve yanlış batılılaşmanın getirdiği bir akıbettir yaşadıklarımız. Biz, biz olmak ve kalmak dururken bir başkası olmaya kalkışmamızın sonucu. Çağdaş dünyadan geri kalmayalım ama kendi toplumsal değerlerimiz üzerinde kalkınalım.
Bu sebeple bir an önce direksiyonu kırmalı, sahile çıkmalı ve yeniden bir yol haritası belirlemeliyiz. Hastalık pansumanlık değil, cerrahî müdahaleyi gerektiriyor. Müdahalede daha da geç kalacak olursan “hastayı” kaybedeceğiz. Birkaç sonraki nesil gerçekten büsbütün yabancılaşmış olacak.
Evvelemirde eğitim sistemimizi belli başlı esaslara oturtmalıyız. Yani bu milletin değer ve değer yargılarının referansı ile yeniden inşa etmeliyiz. Belirgin bir toplum idealimiz olmalı. Bir mihrak anlayışımız olmalı. Niçin varız, niçin yaşıyoruz, bu evren neyin nesi gibi soruların cevapları toplumsal dokumuzu oluşturmalı.
Aile başta olmak üzere, kanunlar ve kurumlar gençleri kucaklamalı. Askerî eğitim kampına girmiş gibi hissetmemeli gençler eğitim kurumlarında. Artık çocuk ve gençlerimizi “yarış atları” gibi sınav maratonuna sokmaktan vaz geçelim. Onlara hayatın güzelliğini ve değerini hissettirelim, benimsetelim. Cana ve canına kıymanın bütün zihni yollarını sımsıkı kapatalım.
Çocuk ve gençlerimiz paradan daha önemlidir! Geleceğimiz de öyle!