Allah ve Resulünün sevgisinden başka bütün sevgiler fâni, geçici ve bitici.
Sanırım Allah ve Rasûlünün sevgisinden hemen sonra gelen sevgi Anne sevgisidir. Anne sevgisi, âhiret kokusu, “vatan” ve sonsuzluk kıvılcımı taşır. Rast gele bir insan, alelâde bir kadın değildir anne. Bedeninden çıkıp geldiğimiz bu “insanüstü” varlığa olan aşırı sevgi ve bağlılığımızın sebebi bir takım yaşanmışlıkların/hatıraların verdiği duygusal tazyik yahut bizi karnında taşımış ve sonra doğurmuş olması yeterli sebep midir sizce? İnsana kendi ruhundan üfürdüğünü söyleyen Yaratıcı onunla yavrusu arasında izahı ve anlaşılması zor sahici bir bağ kurmuş olmalı. Bu bağı biyolojik olarak açıklamaya çalışan zavallılar, benlik ve fıtrat olarak ne derece değiştiklerini, ne nispette kendilerine ve çevrelerine yabancılaştıklarını ortaya koymaktan başka bir şey yapmış olmuyorlar.
Diğer sevgiler gibi anne sevgisi de tamamen ruhî bir olgudur.
İnsanın ruhuyla, oluşmakta olan bedeninin buluşup kaynaştığı “mekânın” taşıyıcısıdır anne. Mucize çapındaki bir varoluşa vesile olan anne. Ondaki, ömür boyunca emsaline rastlanmayan sevgi, merhamet ve şefkat, derinliğine bakıldığında, “parçasını arayan”, ona erişmek isteyen, onunla âdeta tamamlanmak ve eksiklikten kurtulmak isteyen, yanındayken bile sürekli yavrusuna hasret çeken anne!
Tasavvuftaki “Allah’a seyir” ve “Allah’ta seyir” makamlarının muazzam iç dekorundan nasibimizde varsa alabileceğimiz bir kıvılcım, anne hakkında söyleyeceğimiz her şeyi daha kelimelere dökülmeden eritir, buhar eder. Konuşmak veya susmanın aynı şey olduğunu anlar insan yahut anlar gibi olur.
“Allah’ın veçhesi karşısında sürekli helâk hâlindeki” varlığın üzerine sıçrayabilmeye vesile ve vasıta olan sevgi gerçek sevgiye erişip, onda yok olmanın sırrına mazhar. Kâmil insandaki “irade” de bu değil mi? Hak’ın iradesine (külli irade) teslim olup onda eriyip yok olan “cüz-i irade” de gerçek sahibine verilmiş olmuyor mu?
“Seviyorum, seviyor, çok seviyorum” gibi günlük hayatta sıklıkla kullanılan “sevgi” kavramına üzülmemek ve yanmamak ne mümkün! İsyan hâlindeki bir insan bile, O’nun (cc) sevgi ummanı ve nazarı olmasa (S) harfini bile telaffuz edemez ve içine duygu ve sevgi namına zerre koyamaz.
“Ayakta durduğuma hayret ediyorum” diyen Allah dostunun eriştiği makama yabancı olan ve kalan bir kimsenin “anneden, sevgiden ve aşktan” söz etmesi “birilerine” acı veriyordur herhâlde.