İnebolu’nun bugün yeniden hatırlamaya başladığı yerlerden biri Kel Seymen Tepesi’dir.
Bir zamanlar verimsiz arazi, Seymen ailesine ait bir topraktı. Ancak dünya savaşı ve Millî Mücadele yıllarında, bulunduğu stratejik konum nedeniyle sıradan bir tepe olmaktan çıktı. Devlet tarafından kamulaştırılarak Karadeniz’den gelebilecek saldırılara karşı bir gözetleme ve savunma noktası hâline getirildi.
Çünkü buradan kuzeyde Ufuk çizgisinden, batıda Kerempe’den, doğuda ise Sinop İnce Burnu’ndan gelen gemileri İnebolu’ya ulaşmadan görmek mümkündü.
9 Haziran 1921
Kel Seymen Tepesi’nin tarihindeki en önemli günlerden biri 9 Haziran 1921’dir.
İnebolu’ya ulaştırılan önemli miktardaki cephaneyi teslim almaya gelen Yunan savaş gemileri Kılkış ve Panter, İnebolu açıklarına gelerek bir ültimatom verdiler. İsteklerinin kabul edilmemesi üzerine şehri bombardımana başladılar.
Sahil harap edildi, cephane taşıyan denk kayıkları parçalandı. Ancak Yunan gemileri, İnebolu’da beklemedikleri bir direnişle karşılaştı.
Kel Seymen Tepesi’ne konuşlandırılmış 8,7'lik, 6.400 metre menzilli sahra topu düşman gemilerine karşı ateş açtı. İlk gülle Kılkış’ın arka tarafına yakın bir yere düşünce gemi hemen top menzilinin dışına yöneldi. Panter ise sahildeki denk kayıklarını parçalamayı sürdürüyordu.
Panter yeniden top menziline girdiğinde, topun başındaki Ayaşlı Onbaşının attığı gülle geminin bacasına adeta değerek hemen yanında büyük bir su kütlesinin havaya kalkmasına neden oldu.
Bunun üzerine iki savaş gemisi İnebolu önlerinden uzaklaşarak Kayran Meset, bugünkü Doğanyurt önlerine kadar çekildi.
Fakat geri döneceklerdi.
İstanbul ile telsiz görüşmesi yapan gemiler yeniden İnebolu önlerine geldiler. Namaz vaktiydi. Halk camide toplanmıştı. İkinci bombardıman başladığında yetkililerin uyarılarına rağmen kimse camiyi terk etmedi. Namaz kılındı, dualar edildi.
Namazın ardından cemaat dışarı çıktığında, bir merminin caminin önüne kadar geldiği ve patlamadan orada durduğu görüldü.
Bu olay, İnebolu halkının düşman karşısındaki manevi gücünü daha da artırdı.
Bombardıman sırasında yaklaşık yüz gülle atıldı. Hükümet Binası, Osmanlı Bankası ardiyesi, çarşı içindeki mağaza ve depolar ile kırk kadar denk kayığı isabet aldı.
13 Haziran’da Kastamonu Valisi Muhittin Paşa, beraberindeki silahlı kuvvetlerle İnebolu’ya geldi. Halkı topladı ve çarşı içinde bulunan cephanenin iki çaya taşınmasını sağladı.
Gösterilen direnişin ardından sahil topçu muhafız batarya komutanı İsmail Hakkı Bey binbaşılığa, Panter torpidosuna gülle değdiren Ayaşlı Onbaşı ise çavuşluğa terfi ettirildi ve kendisine 50 lira ödül verildi.
Peki Seymenler kimdi?
Kel Seymen Tepesi'nin hikâyesi yalnızca Millî Mücadele yıllarından ibaret değildir.
İnebolu’daki Seymen ailesinin, Gürcistan’ın güneyindeki Ahıska Türklerinden olduğu ve Osmanlı döneminde Anadolu’ya yerleşen ailelerden biri olduğu anlatılmaktadır. Seymen ailesinin farklı kollarının Trabzon ve Rize’de de bulunduğu belirtilmektedir. İnebolu’ya gelen aile mensupları ise kendilerini Seymenlerin Akşeyhler soyundan kabul etmektedir.
İnebolu’ya yerleşen ailelere toprak verildiğinde, birçok ailenin aksine Seymenler dere veya deniz kenarını değil, yüksek bir yeri tercih etmişlerdir. Kendilerine çayın doğusundaki tepe ile batısındaki Abaş Tepe arasında kalan, bugün Seymen Mezarlığı olarak bilinen bölge verilmiştir.
Ailenin geçmişinden anlatılan hikâyelerden biri de Mehmet Efendi’ye aittir.
1917’de ihtiyat askerliği için çağrılan Mehmet Efendi,dükkanını kapatır,Elindeki para ile at alır silah alır üç çocuğunu ve ailesini geride bırakarak savaşa gider. Yedi yıl sonra döndüğünde ailesinin borçları nedeniyle sıkıntı yaşadığını öğrenir. Borcu çok fazla olmamasına rağmen elindeki tek sermayesi olan dükkânını satar. “Allah’ın huzuruna borçsuz gitmek isterim” der.
Kısa süre sonra hastalanır ve 15-20 gün içerisinde hayatını kaybeder.
Soyadı Kanunu’nun ardından aile büyük ölçüde Seymenoğlu soyadını alır. Bununla birlikte aile içinde “Akşiiler” olarak bilinen soy bağının da yaşatıldığı görülür.
Yıllar sonra Trabzon ve Rize’de yaşayan aile mensuplarından bir grubun araştırma amacıyla İnebolu’ya gelmesi, bu aile bağlarının yeniden ortaya çıkmasını sağlar. Erdoğan Seymenoğlu ile yapılan görüşmeler ve karşılıklı bilgi alışverişi sonucunda göçün gerçekliği konusunda ortak bir kanaate varılır.
Bir tepe yeniden hatırlanıyor
Kel Seymen Tepesi'nin hikâyesi zaman içerisinde unutulmaya yüz tutmuştu.
Bir dönem askerî nokta olduğunu gösteren bir işaret direğinin de tepede bulunduğu aktarılmaktadır. Ancak aradan geçen yıllar içinde, bir zamanlar İnebolu’nun savunmasında önemli görev üstlenen bu yer, insanların hafızasından neredeyse tamamen silinmiştir.
Yerel tarih araştırmalarım sırasında İnebolu’nun tarihini anlatan bir seyir noktası olarak yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünmeye başladım.
Bu düşüncemi yıllar boyunca çeşitli ortamlarda dile getirdim. 2015 yılında Kaymakam Gökhan Görgülüaslan ve Belediye Başkanı Engin Uzuner döneminde girişim başlatıldı; ancak çalışma yarım kaldı. Daha sonraki süreçte yeniden gündeme getirdiğim proje, İnebolu’da böyle bir yer yoktur denilerek rafa kaldırıldı. Nihayet bu dönem tekrar seçilen Belediye Başkanı Engin Uzuner’in girişimiyle hayata geçirildi.
Bugün Kel Seymen Tepesi, “Kel Seymen Seyir Tepesi” adıyla İnebolu’nun geçmişini geleceğe taşıyan bir mekâna dönüşmüş durumda.
Belki de bu hikâyenin en anlamlı tarafı burada.
Yüz yıl önce bir neslin bildiği bir tepenin, aradan geçen zaman içinde yaşayan insanların çoğu tarafından artık bilinmemesi...
Bugün insanlar burayı gördüklerinde yalnızca “Burası neresi?” diye sormuyor; ardından başka bir soruyu da soruyor:
“İnebolu’da bunun gibi başka yerler var mı?”
İşte yerel tarih biraz da böyle yaşar.
Unutulmuş bir tepenin hikâyesini yeniden hatırlayarak...
Geçmişin izlerini bugünün insanıyla buluşturarak...
Ve bir şehrin hafızasını yeniden ayağa kaldırarak.
Kel Seymen Tepesi artık yalnızca seyredilen bir yer değil; İnebolu’nun geçmişine bakılan bir penceredir. Saygılarımla