İnsanın önüne dünyanın bütün nimetlerini koyarsınız. Kimi bir lokmayla şükreder, kimi sofralar dolusu yemeğin başında hâlâ “Daha yok mu?” diye sorar. Çünkü doyumsuzluk midenin değil, gönlün meselesidir.
Bazı insanlar sahip olduklarıyla huzur bulamaz. Makamı yükseldikçe hırsı, serveti arttıkça beklentisi büyür. Çevresi genişledikçe yalnızlığı artar. Asıl yoksulluk, elindekinin azlığında değil; hiçbir şeyin yetmediği bir kalple yaşamaktadır.
Hayatta bazı şeylerin bir sınırı vardır.
Bir bardak taşar, bir çuval dolar, bir depo kapasitesine ulaşır. Ne kadar koyarsanız koyun, belli bir noktadan sonra artık almaz.
Ama insan öyle mi?
İnsanın gönlü doyarsa dünya malının ne önemi kalır? Kanaat ederse elindekinin kıymetini bilir. Şükrederse azı çoğaltır. Fakat gözünü hırs bürümüşse dünyanın bütün nimetlerini önüne serseniz yine de “Daha yok mu?” diye sorar.
İşte bu yüzden derler ya:
“Bazı kaplar dolmaz, bazı insanlar doymaz.”
Bazı insanların derdi ekmek değildir; daha büyük bir lokmadır.
Bir makam verirsiniz, daha yükseğini ister.
Bir koltuk verirsiniz, daha sağlamını ister.
Bir imkân sağlarsınız, daha fazlasını ister.
İtibar verirsiniz, alkış ister.
Alkışlarsınız, daha çok alkış ister.
Sonra bir gün dönüp bakarsınız. Elinde her şey vardır ama yüzünde huzur yoktur.
Çünkü mesele sahip olmak değil, sahip olduklarının sana yetmesidir.
Doymak sadece sofrada gerçekleşmez.
İnsan bazen makamdan, bazen paradan, bazen şöhretten doymaz. Kimi ilgiden, kimi de başkalarının hayatına müdahale etmekten beslenir.
Öyle insanlar vardır ki kendi evindeki eksikliği görmez ama komşusunun elindekini sayar.
Kendi ayakkabısının eskiliğini düşünmez, başkasının arabasının modeline bakar.
Kendi hayatını güzelleştirmek yerine başkasının hayatını konuşur.
Çünkü bazı insanların gözü açtır ama gönlü aç değildir.
Asıl yoksulluk da burada başlar.
İnsanın cebinin boş olması her zaman fakirlik değildir. Asıl fakirlik, gönlünün boş olmasıdır.
Kanaat etmeyi bilmeyen insanın serveti ne kadar büyük olursa olsun, içinde hep bir eksiklik vardır.
Bir lokmaya şükredemeyen, sofralar dolusu yemekle de mutlu olamaz.
Bir dostluğun kıymetini bilmeyen, yüzlerce insanın arasında da yalnız kalabilir.
Bir iyiliği takdir edemeyen, kendisine yapılan iyiliklerin hesabını tutar.
Ve en acısı…
Bazı insanlar kendilerine yapılan iyilikleri unutur. Kendi yaptıklarını ise yıllarca anlatır.
İnsan olmak biraz da “Yeter” diyebilmektir.
Yeter demek kaybetmek değildir.
Yeter demek, elindekinin kıymetini bilmektir.
Yeter demek, hırsın esiri olmamaktır.
Yeter demek, başkasının hakkına göz dikmemektir.
Yeter demek, “Benim de bir sınırım var” diyebilmektir.
Çünkü dünyada her şeyin fazlası mutluluk getirmez.
Fazla para huzur satın alamaz.
Fazla makam karakter satın alamaz.
Fazla şöhret itibar satın alamaz.
Kalabalıklar da gerçek dostlukların yerini tutamaz.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey daha fazlası değil, elindekinin farkına varmaktır.
Bugün sahip olduklarımızın çoğu, dün hayalini kurduklarımız değil mi?
Dün “Şuna sahip olsam yeter” dediklerimizin bugün yüzüne bile bakmıyoruz.
Bir zamanlar küçük bir ev mutluluktu. Şimdi daha büyüğü yetmiyor.
Bir zamanlar eski bir araba işimizi görüyordu. Şimdi yenisi yetmiyor.
Bir zamanlar soframızdaki bir tabak yemek şükür sebebiydi. Şimdi sofradaki çeşitler bile yetmiyor.
Demek ki mesele nimetlerin azlığı değil.
Mesele, insanın doyumsuzluğu.
Oysa hayat kısa.
Bugün peşinden koştuğumuz birçok şey, yarın bizim için anlamını yitirecek.
Uğruna insan kırdığımız makamlar başkasının olacak.
Uğruna dostlukları harcadığımız paralar elimizden çıkacak.
Geriye ne kalacak?
İnsanlığımız…
Vicdanımız…
Arkamızdan söylenen güzel sözler…
Ve gönüllerde bıraktığımız iz.
Öyleyse biraz durup kendimize sormalıyız:
“Ben neyin peşindeyim?”
Daha fazlasının mı?
Yoksa daha güzel bir insan olmanın mı?
Çünkü bazı kaplar dolmaz.
Ama insan isterse gönlünü doldurabilir.
Şükürle…
Kanaatle…
Merhametle…
Dostlukla…
Ve güzel ahlakla…
Unutmayalım:
Gözü doyurmaya dünya yetmez; gönlü doyurmaya ise bazen bir lokma ekmek, bir bardak su ve samimi bir “şükür” yeter.
Ve sözün özü:
Bazıları sofradan aç kalkar, çünkü gözleri doymamıştır.
Bazıları küçücük bir sofradan tok kalkar, çünkü gönülleri zengindir.
Asıl zenginlik de budur.