Bir ekmek deyip geçme dost,
Her lokması bir ömürdür.
Kimi zaman alın teridir,
Kimi zaman anne duasıdır.
Kimi zaman da gurbette burnunu sızlatan
Çocukluk kokusudur…
İnebolu’nun sabahı başka doğar.
Güneş daha denizin üzerinden usulca yükselirken,
Eski taş sokaklara
Taze ekmek kokusu yayılır.
O koku…
Ne bir fırının dumanıdır yalnızca,
Ne de pişen hamurun buğusu.
O koku;
Toprağın bereketidir,
Çiftçinin emeğidir,
Değirmende öğütülen buğdayın türküsüdür.
Tarlada biçilen başak,
Yağmurla büyüyen umut,
Rüzgârla olgunlaşan emek,
İnebolu ekmeğinde yeniden can bulur.
Usta yoğururken hamuru,
Sadece unla suyu buluşturmaz.
Sabır katar içine…
Helâl lokma katar…
Bereket katar…
Ve en önemlisi,
Sevgi katar.
Hamur mayalanırken
Zaman bile acele etmez.
Çünkü iyi ekmek,
Sabırsız elleri sevmez.
Sonra odun ateşi…
Kor olmuş meşe odunları,
Taş fırının bağrını ısıtır.
İşte o anda
Hamur ekmek olur,
Emek nimete dönüşür.
Kabuk kızarırken altın gibi,
İçi pamuk olur bulut gibi.
Çıtırtısı bile ayrı güzeldir.
Daha fırından çıkar çıkmaz
Mahalleyi sarar kokusu.
Çocuklar koşar,
Yaşlılar tebessüm eder.
Çünkü bilir herkes…
İnebolu ekmeği piştiyse
Bugün yine bereket vardır.
Bir somun ekmek…
Belki küçüktür gözlere,
Ama büyüktür gönüllerde.
Çünkü o sofraya yalnız gelmez.
Yanında sohbet getirir,
Muhabbet getirir,
Komşuluk getirir.
Eskiden sıcak ekmek ikiye bölünürdü.
Bir yarısı evde kalırdı,
Diğer yarısı komşuya giderdi.
Kimse aç kalmasın diye…
Çünkü İnebolu’da ekmek paylaşılırdı.
Bereket de böyle çoğalırdı.
Çocukluğum geliyor aklıma…
Annem sıcak ekmeği bohçaya sarardı.
Bıçağı değmeden koparılırdı ilk lokması.
Çünkü büyükler derdi ki;
“Ekmeği kesmeden önce şükret.”
Babam sofraya otururken
Ekmek başköşeye konurdu.
Kimse ondan önce yemeğe başlamazdı.
Çünkü ekmek…
Nimetin sultanıydı.
Ne zaman gurbete düşsem,
Bir fırının önünden geçsem,
Burnuma sıcak ekmek kokusu gelse,
İçimde bir çocuk ağlar.
Çünkü hiçbir yerde
İnebolu ekmeğinin kokusu yoktur.
Belki un aynıdır,
Belki su…
Belki ateş…
Ama eksik olan
İnebolu’nun ruhudur.
Eksik olan
O insanların samimiyetidir.
Eksik olan
Taş sokakların hatırasıdır.
Denizden esen rüzgârın serinliğidir.
Bir somun ekmek bazen
Bir ilçeyi anlatmaya yeter.
Çünkü o somunda
Karadeniz’in tuzu vardır.
Dağların yeşili vardır.
Çiftçinin nasırlı elleri vardır.
Fırın ustasının alın teri vardır.
Ve anaların duası…
İşte en çok o vardır.
Ey İnebolu!
Sen yalnız kahramanlık destanları yazmadın.
Sen,
Bir ekmeği bile
Kültür yaptın.
Bir lokmayı
Hatıraya dönüştürdün.
Bir sofrayı
Muhabbet meclisi yaptın.
Bir nimeti
Şükür vesilesi ettin.
Bugün dünyanın neresinde olursa olsun
Bir İnebolulu,
Sıcak bir ekmek kokusu duyduğu an
İlk seni hatırlar.
Çünkü bazı kokular
Burna değil,
Kalbe işler.
Ve bazı ekmekler
Sadece açlığı doyurmaz…
Hasreti susturur,
Çocukluğu geri getirir,
Anneyi hatırlatır,
Babayı özletir,
Memleketi yeniden yaşatır.
Onun içindir ki,
Ne zaman “İnebolu” desem,
Aklıma önce deniz gelmez,
Önce liman gelmez,
Önce tarih gelmez…
Önce taş fırından yeni çıkmış, çıtır kabuklu, mis kokulu İnebolu ekmeği gelir.
Çünkü bilirim;
Bir şehrin ruhu bazen bir kalesinde, bazen bir sokağında…
Ama en çok da, paylaşılan bir somun ekmeğinde yaşar.