İnsanoğlu, doğası gereği hisleri ve nefsinin arzuları doğrultusunda hareket etmeye yatkındır. Anlık istekler, duygusal kararlar ve kontrolsüz tutkular çoğu zaman cazip gelir. Ancak tarihe, hayatımıza ve çevremize baktığımızda, sadece hisleriyle veya nefsine boyun eğerek karar verenlerin çoğunlukla hüsranla karşılaştığını görürüz.
Bir anlık öfkeyle alınan kararlar, telafisi zor pişmanlıklara yol açabilir. Sevgi veya heyecan gibi duyguların etkisiyle yapılan tercihler, mantık süzgecinden geçirilmediğinde hayal kırıklığına neden olabilir. Nefsimize hoş gelen her şeyin uzun vadede hayrımıza olduğunu söylemek mümkün değildir. Tatlı görünen bir söz, güzel bir fırsat veya çekici bir teklif, gerçekleri göz ardı ettiğimizde bizi yanlış yollara sürükleyebilir.
Büyük düşünürler ve bilge insanlar, karar alırken hislerden çok aklı ve hikmeti rehber edinmenin önemini vurgulamışlardır. Mevlana’nın dediği gibi, “Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar.” Yani, akıl devre dışı kaldığında, duygular bizi parçalara böler ve yanlış yönlendirir.
Elbette insanın tamamen duygusuz veya hissiz olması beklenemez. Ancak önemli olan, hisleri ve nefsi arzuları aklın terazisinde tartarak hareket etmektir. Duygular kontrol altına alındığında insan, daha sağlam ve uzun vadede fayda sağlayacak kararlar verebilir.
Sonuç olarak, nefsi ve hissi tercihlerin peşinden gitmek kısa vadede tatmin edici görünse de, çoğu zaman hayal kırıklığıyla sonuçlanır. Gerçek mutluluk ve başarı, akıl, sabır ve hikmetle alınan kararlarla mümkündür. Her tercihimizi, sadece o anki duygularımızın değil, aklımızın ve vicdanımızın süzgecinden geçirerek yapmalıyız.