Sanat, bütün şubeleriyle esaslı bir ruh işidir. Ruhu körelmiş bir toplumun sanatla, sahici sanatla alakası olmaz. Ruhsuz bir takım söylemler, dizeler, mısralar, binalar, gösteriler sanat değil, sanat taklididir.
Toplumun eriştiği yahut düştüğü niteliğiyle at başı gider bir toplumda sanat.
Gerçek sanat eseri muhatabının ruh ve idrakinde ufuklar açar. Onu belirli bir seviyeden daha üst seviyelere, yani ruh inceliği seviyesine çıkartır. Körelmiş ruhların taleplerine uygunluk ve uyumluk telaşına kapılmış sanat eseri sanatsevere seviye kazandırma yerine ya yerinde saydırır ya da daha alt seviyelere düşürür. Bu aslında sadece sanat eserleri için geçerli bir kâide değil, nesirde de aynı şey geçerlidir.
Sanat alanında yaşadığımız kısırlığı her neyle açıklarsak açıklayalım, istikbalimiz açısından toplum olarak düşündürücü sinyaller vermektedir. Bu gidiş yani kültür ve sanattaki çölleşme ve ataletimiz yetkili ve etkililerimizi uyandırmaya ve bir şeyler yapmaya nedense yönlendirmiyor. “Böyle gelmiş böyle gider” cinsinden bir yönetme değil, ciddi hamle veya hamleler gerektiriyor mevcut gidişat. Hatta bu hamleler inkılâp çapında ve derinliğinde olması gerekiyor.
Mesela benim yetkim olsa, kötü sanat eseri ortaya koyan sanatçılık iddiası taşıyanı cezalandırırım. Bu nedir Allah aşkınıza; Müzik duygu sömürüsüne bağlamış, roman ve hikâye kupkuru, mimarimiz yok, görsel sanatlarda dibe vurmuşuz. Tiyatromuzun, sinemamızın ve dizilerimizin kamburu çıkmış. TV kanalları reyting peşindeler. Hele diziler korkunç bir bataklığa saplanmış durumda. İçeriklerinin keyfiyeti bir yana teknik açıdan da İran film sektörünün bile gerisine düşmüş durumda. Onuncu bölüme varmadan patinaj çekiyor. Olay örgüsü masallarda bile olmayan rastlantılar yumağı. Toplumsal değerlerle dalga geçiliyor. Ne bir sanat zevki ve estetiği, ne de bir sanat felsefesi… Toplum olarak ne batılı olabildiğimizin ve ne de doğulu kalabildiğimizin göstergesi.
Bir toplum kültür sanatıyla nefes alıp verir. Her şey ekonomi, maddiyat ve dünyalık değildir. Zaten tüm insanî verim sahalarında başrolü insan faktörü oynar. Erdemli ve duyarlı vatandaşlardan oluşmuş bir toplumda tüm branşlar sağlıklı çalışır. Merhamet, paylaşım, doğruluk ve dürüstlük gibi erdemlilik vasıfları sürekli güncellenir. Bu da toplumu ve sosyal düzeni sağlıklı kılar. Böyle olunca toplum fertleri mutlu yaşar. Toplumdaki suç oranları ve gerilimler asgari seviyeye iner.
Hiç şüphesiz toplumumuzun esaslı ve köklü başka problemleri ve meseleleri de var. Şüphesiz bu sorunlar listesinin başında ülke güvenliği ve ekonomi yer alıyor. Şunu da unutmamak lazımdır ki, ne ekonomi tek başına ekonomidir, ne de ülke güvenliği kendi başına güvenlik sorunudur. Bütün toplum cüzleri yani branşları birbirine bağlı ve bağımlıdır. Çözüm için hiçbir branşı tek başına ele alamayız. Mesela ekonomi fert ve toplumun niteliği ile doğrudan irtibatlıdır. Piyasaların istenildiği gibi işlemesi için fertlerin iş ahlâkına ihtiyacı vardır. Hâsılı erdemli fert ve erdemli toplumun yolu eğitimden, kültür ve sanattan geçer.