Çok ilginç ve bir o kadar da düşündürücüdür ki, ne İslâmcısı, ne Marksist’i ve ne de sosyal demokratı İslâmı “hakkıyla” incelemiş hakkanî hüküm verebilmiştir. Azınlıkta kalan çok az insanı (aydını) bu genellemeden muaf tutmalı elbette.
İslâma karşı negatif peşin fikirli olan “yobaz” tiplerin sayısı küçümsenemeyecek derecede bugün hâlâ! Bu haşerelerin ittifak ettikleri de maalesef İslâm nefreti ve düşmanlığı.
Hani araştırmaya ve İslâm hakkında bilgi edinmeye fırsat bulamamış ve “kalıtsal” olarak aileden veya başka bir yerden bulaşan “virüs” gibi “peşin hüküm”le yaşamını sürdürmüş kişicikleri bir tarafa bırakalım da, aydın geçinen, sanat eseri başta olmak üzere farklı alanlarda eserler veren niceleri bu ülkede ve bu zamanda hâlâ “aydın” kimliği ile arzı endam ediyor ya!.. Yazıklar olsun!
Bunlardan biri de Zülfü Livaneli… Romancı ve müzisyen. Hem de bolca rağbet gören sanat adamı güya.
Bir sanat eserini okuyucusu ve baskı sayısı çok olmasıyla ölçen bir zihniyete bırakın yakın durmayı, o zihniyetten nefret ettiğimiz ve o zihniyete zıt olduğumuz biliniyor olsa gerek.
Yukarıda adını zikrettiğim zatın eserlerini okuyanlar bana hak veriyordur sanırım. Bu zatı muhterem hemen her eserinde ve her fırsatta kurguladığı bir karakter üzerinden Müslümanlığa karşı olanca nefret ve kinini kusmaktadır.
Mesela, “Mutluluk” başlıklı romanında Vanlı Meryem adında bir karakter icat eder ve genç kızlığa yeni adım atmış Meryem’i tecavüze uğratır. Peki, tecavüz eden şahıs kimdir; amcası. Buraya kadar haydi oldu diyelim. Ama şurası çok ilginçtir; bu tecavüzcü amca etraftan saygı ve sevgi gören, sözü tutulan ve kendinden çekinilen bir şeyhtir.
Böyle bir hadiseyi çakma/yalancı ve sahtekâr biri yapar mı yapar. Ama bu hadisede İslâmlığın bir suçu olabilir mi? Hem çakma bile olsa bir asırlık zaman diliminde böyle bir hadise ya bir ya da iki kere vuku bulmuştur. Zaten akabinde de sahte şeyh olduğu ispatlanmıştır. Benzer şerefsizliği mesela bir doktor yapsa (ki örneği çoktur) doktorları ve tıp bilimin suçlamak mantıklı mı sizce? Bu memleketin havasını soluyan, suyunu içen ve ekmeğini yiyen adamların, bu toplumun üstün değerlerine bir vesile üretip saldıran adama sanatkâr denilebilir mi?
Ermeni seviciliğinden dolayı Nobel Edebiyat Ödülü alan Orhan Pamuk’a özenerek, aynı eserde “Ermeni Zulmü” yapıldığını ima eden yazarın bu eseri defalarca baskı yapmış. Kelimenin tam anlamıyla sanat özelliği sıfır olan söz konusu eserin benzerleri de yok değil ülkemizde.
Hesap gününün hasretini çekme de dur bakalım!
(Not: Kimi tutarsızlıklarına rağmen Orhan Pamuk diğeriyle kıyas edilemeyecek derecede nitelikli bir yazardır.)