Her şeyin “bir şeye göre” tarifi, tabiri ve tanımı yapılır. Yaşarken birçok şeyi hayata dair kural ve kaidelere göre tanımlar ve değerlendiririz. Mesela sağlıklı yaşam için uyulması gereken kuralları bu sahadaki güvenilir uzmanların “reçetesine” göre uygularız. Yahut kitap okumanın faydalı olduğunu bilirkişilerden ve uzmanlardan öğrenmişizdir. Uzmanların ifadeleri bizim için birer kural hâline gelir ve biz de bu kuraldan faydalanmak için kitap okuruz. Diğer yandan itaat edip teslim olduğumuz tüm kuralların da bir başka “ana kurala” bağlanması/yaslanması gerekir. Bu “kuralların kuralını” tespit etmekle yükümlüyüz. Öyle ya, bu kuralların dayanak noktası nedir?
Hayatımızda bir sürü basit kurallar vardır ve bizler çoğunlukla bu kuralları düşünmeden, otomatik olarak uygularız. Mesela evden çıkarken ayakkabımızı giymeyi düşünmez, farkında bile olmadan ayakkabımızı giyeriz. Burada konuşulması gereken bu basit kurallar değil elbette. Mesela eğitim gibi çok önemli mevzulardır.
İnsanın, neden eğitime ihtiyacı var? Eğitimsiz insan ile eğitim almış insan arasında ne fark olabilir? Eğitim almamış bir insan, çevresine ve toplumuna uyum sağlayamaz yahut uyum sağlamakta zorlanır. Eğitimsiz insan belli bir şuur seviyesinde kaldığı için hayatı anlayamaz ve anlamlandıramaz. Cemiyet çarkları arasında başarısızlığa mahkûmdur. Çocuklarına gerekli asgari şuuru ve “yaşama gayesini” kazandıramaz.
Eğitimsiz insan bilgisiz olduğu için çoğu kere kandırılmaya, aldatılmaya ve ikna edilmeye müsaittir.
Peki, böyle bir şuuru ve işe yarayan bilgiyi hangi eğitim sistemi verebilir? Topyekûn eğitimin dayanak noktası, mihrakı nedir ve neye göre belirlenir?
Bir araba motoru düşünelim. Motorun hangi parçalardan oluştuğunu ve işlevlerini bilmeyen ve böyle bir tecrübeye sahip olmayan birisinin motor tamirinden ne anlar? O hâlde eğitilecek olan bir insansa ve üstelik bu insan gençse bu genç insanı bütünüyle bilmemiz, tanımamız gerekir. Eğilimlerini, karakterini, hayallerini ve beklentilerini, kapasitesini, beyin ve gönül yapısını bilmeden ve ona göre bir eğitim sistemi ve metodu belirlemeden uygulanan eğitim faydadan çok o gence zarar verir.
Haliyle söz konusu gençler bu milletin evlatlarıysa, bu milletin maddi ve manevi değerlerine bağlı ve ondan neşet etmiş bir eğitim anlayışı gerekir. Mevcut eğitim sistemimiz bilgi aktarımından ibaret kalıyor. Çevresine ve toplumuna zarar vermemesi kötülük yapmaması için verilen eğitimde bir hususiyet var mı? Ham bilgi insana bir yere kadar tesir eder, rehberlik yapar. Bugün mesela uyuşturucu bağımlıları bunun kötü ve zararlı olduğunu bilmediklerinden değil, iradelerini bildikleri ve kabul ettikleri doğrultuda kullanmamış veya kullanamamış olduğundan o kötülüğe müptela olmuşlardır. O hâlde ortada bir irade eğitimi problemi vardır.
Ne pahasına olursa olsun, hırsızlık yapmaması gerektiğini bildiği hâlde hırsızlık yapanın ciddi bir irade sorunu vardır. İşlenen bütün kötülük ve yanlışların temelinde bu irade kullanımı meselesi yatar. Basit manada hemen hepimiz defahatle bile bile isteğimize yeniliriz. Soğuk su içmenin bize zarar vereceğini bildiğimiz hâlde içer ve neticelerine katlanırken, pişmanlık duyarız. Bir zaman sonra yine içmekten kendimizi alıkoyamayız.
Haydi, içtiğimiz soğuk suyun zararını kendimiz çekeriz de, toplumu ilgilendiren birçok kötülük ve kötü alışkanlıkların bedelini topluma ödetmenin mantığı var mıdır? İrademizi iyi ve doğru yönde kullanabilmemiz için hangimiz eğitim aldık ki?
Her insan içinde bir kötü insan taşır. İslâm buna nefs diyor. Nefs kötülüğü emreder. Onun buyurgan ve kötülüğe yönlendiren yanı irade eğitimiyle giderilebilir. En azından bir dereceye kadar etkisi kırılabilir.
Kanunlar, mesela hırsızlık yapana ceza verir ama hırsızlık yapmamak için bir nefs terbiyesi ve irade eğitimi vermez. “Ne yaparsan yap yakalanma!” mantalite budur! Oysa kötülükten uzak durmayı sağlayacak bir irade eğitim söz konusu edilmez.
Peki, bu nasıl olur? Yani bu modern çağda genç nesillere bu irade eğitimini nasıl verebiliriz? Eskiler bunun metodunu sistemleştirmişler. Buna da nefs terbiyesi adını koymuşlar.
Eğitim insanı (ferdi) yeniden inşa etme mesleğidir yahut sanatıdır. Nefsin hâllerini, fıtratını ve keyfiyetini bilmeden ve ona göre bir sistem geliştirmeden ferdi yönlendiremez ve bu olmayınca da erdemli bir toplum meydana getiremezsiniz. Ve her şeyden önce bunun bir dayanağı olması gerekir.
“Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz” diyen şair bu noktaya temas etmektedir.
Evet, NEYE GÖRE?