YAŞANAN HİÇBİR ŞEYİN "RASTLANTI" OLMADIĞINI BİLMEK LAZIM!
Hayatın öğrettikleriyle geçiyor ömür...
Farklı imtihanlara tâbi tutulan ve çeşitli tecrübeler edinerek yol alan herkesin yaşadıkları bazen unutuluyor, bazende "kıssadan hisse" adıyla paylaşılıyor...
Bugünkü konumuzu da bunlardan biri oluşturuyor...
Antalya'da yaşayan bir aileye, dostlukları uzun yıllara dayanan iki aile misafir olur. Yemekler yenilir, sohbet-muhabbet koyulaşır, eski günler yad edilir. Zaman akar, akşam olur, karanlık çöker.
Ev sahibinin aklına misafirlerle ava çıkmak düşer.
Misafir iki ailenin erkeklerine "Buralarda ceylan, tavşan, yaban domuzu avı yapılır, gitmek ister misiniz?" diye sorulur...
"Evet" yanıtıyla beraber ava gidecek erkekler giyinir kuşanır. Bir avcı için ne gerekiyorsa herşey yanlarına alınır. Kadınlar ve çocuklar evde kalır. Evde kalanlar tarafından "Avınız bol olsun, sakın eliniz boş gelmeyin" cümleleriyle uğurlanırlar.
Eli boş dönmek avcıların pek sevmediği bir durumdur haliyle. Daha giderken eğer avlanamazlarsa herhangi bir hayvan satın alıp eve götürmenin plânını da yaparlar.
Gece boyunca dağ, tepe gezerler. Bir tane av hayvanına rastlamazlar. Sabah olmuştur artık. Eve eli boş dönmek bir avcı için pek istenmeyen bir durumdur ve yol üstündeki köyde ışığı yanan bir evin kapısını çalıp keçi satın almaya karar verirler. Çünkü o bölgede keçi yetiştiriciliği ile geçimini temin edenler yoğunluktadır.
Evet; yol üstündeki köye yaklaşılmıştır ve koskoca köyde tek bir evin ışığı yanmaktadır. O evin kapısı çalınır ve kafasında namaz takkesi ile sabah namazını yeni kıldığı anlaşılan 50 yaşlarında biri kapıyı açar. "Bir keçi satın almaya geldik, keçiniz var mı?" sorusuyla kapıyı çalanların amacını anlamıştır ev sahibi ve bir keçi satabileceği karşılığını verir.
Pazarlık yapılır, keçiyi kesme ücretini de kapsayan bir rakamda anlaşılır. Hiç bir şey avlayamayan avcılar eve boş dönmeyecek olmanın mutluluğunu yaşarlar.
Sıra gelmiştir keçinin kesilmesine...
Fakat bu esnada enteresan bir durumla karşılaşılır. "Bismillahi Allahüekber" çekerek keçiyi kesen köylü vatandaş, keçinin derisini yüzme işlemini yaparken ağlamaya başlar. Keçi sahibinin ağladığını gören avcılar bu duruma bir anlam veremez ve "keçiyi çok mu seviyordun ?" diye sorar.
Hiç ummadıkları bir cevap, avcıların bu köye neden ve nasıl yönlendirildiğini açıklıyordur tabii ki anlayana !
Keçi sahibi köylü "Sabah olunca oğlunu askere uğurlayacağını, fakat oğlunun cebine koyacak hiç parasının olmadığını, dün keçiyi satmak için ilçeye pazara götürdüğünü, ucuz fiyata bile satamadığını, az önce kıldığı sabah namazından sonra ellerini açıp Allah'a yalvardığını ve "Allah'ım beni oğluma mahcup etme" diye dua ettiğini, duasının kabul olmasına duygulanıp ağladığını anlatır.
Olay anlaşılmıştır, avcıların hiçbir av hayvanına rastlamaması, keçi almaya karar vermeleri ve yollarının bu köye düşmesinin bir sebebi vardır.
Hayat boyu yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımızın rastlantı olmadığı, her şeyin mutlak kudret sahibi Allah'ın bir programı dahilinde gerçekleştiğini anlatıyor bu kıssadan hisse...
Bizlere de üzerimize vazife çıkarabilmek ve aldığımız mesajı hayatımıza uyarlamak düşüyor !