Bütün şubeleriyle sanat, “iyi, doğru ve güzelin”, “kötü, yanlış ve çirkine” karşı duruşudur, bir yanıyla. İnsanoğlunun ruhunda/mayasında taşıdığı iyilik ve güzellik unsurunun, duygusunun bilinir hâle gelmesi, somutlaşmasıdır. Bütün her şeye rağmen sevgi, aşk, merhamet gibi yüce duyguları mahyalaştırma çabasıdır. Bir sanat adamının dediği gibi; aslında bütün insanlar şairdir, ama biz şiir yazana şair deriz.
Sanat, tamamen bir ruh işidir. Ruh daima yükselmek ister, güzellikten yana olur, ulvî dertlerin ve isteklerin peşine düşer. Bütün bu saydıklarımız ve daha sayamadığımız güzellikler sanatın da niteliği ve gayesidir.
Sanat, erdemli toplumlarda doğar ve gelişir. Bir toplum için sanat, o toplumun nefes alıp vermesidir. Yani hayati bir öneme sahiptir. Sanatkârı olmayan toplum hastadır.
Özellikle günümüz toplumlarının kültür ve sanata yabancılaşmış olması çok önemli ve tehlikeli birtakım rahatsızlıkların o topluma sirayet etmiş olduğunu gösterir.
Şiirden hoşlanmadığını söyleyen/söyleyebilen kimselerin sayısı git gide artıyor mu ne? Maalesef ben sıklıkla rastlıyorum böylelerine. Üzüntü ve keder verici bir hâl… Şiir okumaz ve ilgi duymaz haydi anlarım da, şiirden hoşlanmamak ne demek! İnsan fıtratına aykırı bir durum bu.
Maddî ve manevi salgın hastalıkların cirit attığı bir çağın insanıyız. İnsanları şiire ve sanata yabancılaştıran, içindeki sonsuzluk iştiyakını körelten, ruh derinliğini ve inceliğini ortadan kaldıran bir zaman kesitinde yaşıyoruz. İnsanı metalaştırıp mekanikleştiren, kabalaştıran bir zaman dilimi… Böyle kırağı yemiş bahçeden mümbit hâsıla beklenemez tabii.
Genç nesillerin hayal ve umutlarına, müziklerine, daha doğrusu zevklerine, beklentilerine, özentilerine ve keyfiyetlerine bakınca ürpermemek elde değil. Bu açıdan bakıldığında geleceğimiz endişe verici gerçekten.
Sanat yeteneği ve eğilimi her ne kadar doğuştan olsa da eğitim, çevre ve çabadır sanatkârı sanatkâr yapan. Sırf yarışmacı ve rekabetçi bir kitle psikolojisinin hükümran olduğu bir cemiyette sanatkâr hele üstün sanatkâr yetişmez dostlar.
Kültür ve sanatı merkeze almış bir sivil toplum kuruluşunun başkanlığını yürütüyorum İnebolu’da. Geçen aylarda duyurusunu yaptığımız ortaokullarda şiir, liselerde de hikâye yarışması düzenledi derneğimiz. Özellikle hikâye alanında katılım/başvuru altıyı geçmedi. Üstelik ödüller de küçümsenemeyecek boyuttaydı. Birincilere tablet, ikincilere akıllı saat, üçüncülere de kulaklık verilecek. Buna rağmen katılımın çok alt seviyelerde olması gerçekten üzüntü verici.
Bu olumsuz ve keder verici tabloyu nasıl açıklarsanız açıklayınız, sonuç dehşet verici. Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz?.. Nasıl bir gelecek bekliyor toplumumuzu? Düşündürücü, gerçekten çok düşündürücü.
Ekonomik dar boğazdan bir türlü kurtulamayan yahut kurtarılmayan bir toplumun fertlerinin sanata zaman ayırması beklenemez, diyebilir bazıları. Böyle düşünenler sanatın toplum için ne anlama geldiğini, toplumsal yapı içinde sanatın işlevini bilmeyenlerdir. Sadece ekonominin/maddenin inşa ettiği insan prototipi vahşidir, hırsı karadır, aşk ve merhamete yabancıdır, en kötüsü de bencildir. Toplumsal dayanışma, paylaşım ve hep birlikte kalkınma gibi can alıcı hususiyetler vahşi kabile zihniyetine dönüşmüş toplumlarda bulunmaz. Dıştan medeniymiş gibi gözükse de, eylem ve davranışı onu ele verir. Duyargaları silinmiş, his gözenekleri tıkanmıştır onların. Kullandığı kelimeler, kurduğu cümleler iç dünyasını ifşa eder.
Toplumda hiç değilse bir kısım insan, sanatı yaygınlaştırmaya, özendirmeye, sevdirmeye vesile kılacak etkinlikler ve çalışmalar yapmak durumundadır. Bu bir vebaldir. Millet ve memleket sevgisi nutukları atanlar ve edebiyatı yapanlar artık kuru söylemlerden vaz geçip bu görevi ifa etmeleri gerekir.
Hâsılı bir toplumun yol, su, elektrik hatta temel gıdalar kadar, kültür ve sanata da ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç şuurunda olunsa da olunmasa da vardır.
Dünyaya hükmeden batı medeniyetinin toplumları çoraklaştırıp çölleştiren güçlü tesirine ve yaptırımına karşı seyirci kalmak ihanetle yaftalansa yeridir.