İnsan yalnızdır!
İnsan yalnız değildir!
İnsan yaşarken birçok kimse ve birçok şeyle muhatap olur. Kimini sever, kiminden nefret eder. Her birinin kendince gerekçesi, sebebi ve açıklaması vardır. Bütün bunlar olup biterken gerçekten yalnızdır. Ne olursa olsun tek başınadır. Ölünce de yani mezarda da yalnız olur.
Bir de meselenin diğer yüzü vardır; İnsan yalnız değildir! Hiç kimseciklerin olmadığı, hiçbir şeyle alaka bağının olmadığı demlerde bile biri vardır yanında. Hissederiz bunu, bazen yanımızda, bazen içimizde. O’nunla ezelden tanışıyoruzdur. Dünya gözüyle göremeyiz ama hissederiz. Anne şefkat ve merhametinin sonsuz kere fazlasıyla bizi sevdiğini, bize merhamet ettiğini anlarız.
O olduğu için var olduğumuzu kavrarız derinden. Bazı kere O’nu unutsak bile hatırladığımızda hemen yanımızda, içimizde, kalbimizde olduğunu görürüz. Görürüz ama kalp gözümüzle. Biz bazı kere unutup dünya işine dalsak bile o bizi unutmaz ve bırakmaz. Severiz O’nu, çünkü O bizi sever. Biz minicik sevsek o bizi deryalar kadar sever. O’nun sevgisine paha biçilmez, sınırı yoktur çünkü.
Bu sınırlı ve eksik dünya hayatında sınırsızı, ezeli ve ebedi olanı sevmek biricik sığınağımızdır. Aslında sevincimizde, öfkemizde, kederimizde hep O vardır. İçimizde, ruhumuzda ezeliyet ve ebediyet parçası vardır. Bu parça sürekli ait olduğu “bütününe” iştiyak duyar, onun hasretini çeker.
O, “âlemlere sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım!” diye buyuran Yaratıcımız, O’ndan gelip tekrar O’na döneceğimiz Allah’tır!
İnsan bilerek veya bilmeyerek O’nu arar dünya hayatında. Mensubu olduğu “bütüne” iştiyak duyar.
Hayatın asli karakterinde küfür-dinsizlik (Allahsızlık) yoktur. Hayatın asli yapısı imandır, İslâmdır. Küfür, yani dinsizlik talidir, sonraki zuhurattandır.
Ezellerin ezelinde hiç kimse yokken (yokluk bile yokken) O (cc) vardı. Yine ebetlerin ebedinde kimsecik olmayacak ama yine O var olacak. “Hü vel bâkî”, bâki olan O’dur, yani Allah’tır!
İçine gömüldüğümüz hayatın bin bir çeşit oyuncakları ve meşgaleleri içinde o ânı düşünerek her şeyi, geçmişi ve geleceği unutsak bile bu gerçek, bu hakikat değişmez ve hep var olacaktır.
Dünya hatta evren henüz tamamlanmamış bir süreçtir. Yani Allah yaratmaya devam ediyor, yani, kıyamete kadar.
Hayatın aslını, esasını ve asliyetini öğrenebilen ve bunu şuurlaştırabilen, diğer bir ifadeyle “unutmayan” az sayıda insan (Peygâmberler ve Allah dostları) yani seçkin ve nasipli olanlar hep O’nunla olurlar. Kendi iradelerini O’nun iradesine bırakmışlardır.
İnsan kelimesinin kökü “unutmak”tır.
İslâmın kökeni ise “teslim olmak”tır.
Bir âyet meâlinde, “Ona olan buyruklarımız hatırlattığımızdır” buyrulur.
O’na teslim olabilmek, fani olan bu dünya hayatının en muazzam kazanımı ve en muntazam erdemliliğidir!