Her yargı veya her hüküm, daha başka hükümlerden referanslıdır. Bir şeye veya bir hükme doğru derken, daha önce kabul ettiğimiz/benimsediğimiz bir doğru hükme nispetle ona “doğru” deriz.
Erdemlilik iyidir, cömertlik bir erdemlilik vasfıdır. Erdemlilik kötü diye bir hükmü benimsemiş olsaydık, ya cömertliği erdemlilik kapsamı içine almaz ya da cömertliğin de kötü olduğuna hükmederdik.
Aslında hayatı “değerler” yönetir. Değerler uğruna mücadele etmeye, hatta uğruna ciddi fedakârlıklar yapmaya değer yegâne vazgeçilmezimizdir.
Ne var ki millet olarak son bir asırdır hatta iki asırdır değerler skalamız altüst oldu. Neyin değer, neyin değersiz ve önemsiz olduğu konusunda çok ciddi bir karmaşa yaşandı, yaşanıyor! Asırlardır ortak değerler bütünü parçalandı ve her parçası birilerinin elinde kaldı. Hâsılı değer karmaşası veya değer kaosu yaşamaktayız.
“Değerler” insana bitişiktir yani insan içindir. Tutunduğu daldır insan için değer. İnsan değerlerle hayatı ve içindekileri mânâlandırır, hedeflendirir ve tanımlar. Bu tanım ve hedeflendirmeler üzerine inşa eder toplum hayatını. İnsanın bedeni bu dünyaya ait olsa da ruhu bu dünyada misafirdir. Vakti gelince anayurduna dönmek için gün sayar adeta. Tüm sanat şubelerini kurup işleten, insana değer ve ideâl aşılayan ve yaşatan ruhtur.
Bütün anayurtları işgal eden Modernite, bütün yerel değer ve idealleri kapı dışarı etti. Yerine batı mamulü değer, tanım ve idealleri monte etti. Milli bünyelere asla uyum göstermeyen bu montaj, toplumlara felaketten başka bir şey getirmedi. Değer tekniği değil; teknik değerleri yönetir oldu. Bu sebeple işlevsiz ve pasivize edilen ruh sindirildi. Bu sefer de insan maddeleşip eşyalaştı.
Bu demek oldu ki, trenimizin rayları değiştirildi. Yön ve istikametimiz değişti. Eskiden “göklere” bitişik yeryüzünde yaşarken, göklerle irtibatımız kesildi.
Maddeleşen insan huzur ve mutluluğunu yitirdi. Sindirilmiş de olsa ruh, esaret altında özgürlük iştiyakı ile yanıp kavruldu. İşte insanoğlunun mutsuzluğunun ve mahzunluğunun kaynağı…
Bugün insanlık adeta bir “uygarlık zehirlenmesi” yaşıyor
Aynı cins mikrop/virüs her insanda aynı hastalık peydahlamaz. Kiminde kanser, kiminde felç, kiminde de mutasyon etkisi yapar. Bu yüzden her hastaya aynı ilaç verilmez.
Bizimkisi enkaz altında kalmış hazineler üzerinde kurulmuş bir gecekondu. Bin yıllık medeniyet ve devlet tecrübesi, bin yıllık kültür, sanat ve tefekkür birikimidir enkaz altındaki hazinemiz. Çağın gerçeklerini ve icaplarını inkâr etmeden ve ona sırtımızı dönmeden söz konusu bu hazineyle evimizi barkımızı hâsılı dünyamızı yeniden inşa edebiliriz. Bu hazineyle yeniden tarih yapan ve tarihe yön veren aktör ve faktör olabiliriz, olmalıyız.
Bunun için hem bu hazineyi tanımak ve hem de çağın gerçeklerini bilmek zorundayız. Bu hazineyle çağı yeniden tanımlamak, yoğurmak ve yorumlamak durumundayız.
Sözünü ettiğim iş günümüzün modası olan kabak çekirdeği politika ve siyasetin, kapitalizmin ayartıcı desise ve vesilelerinin anaforuna kapılmaktan korunmalıyız. Düşünce, fikir ve sanat dünyamızı dünya çapında infilak ettirmek gerekir. Yani bu ciddi ve önemli bir iştir. Ciddi ve önemli işleri ancak ciddi ve önemli insanlar başarabilir.
Ciddi ve önemli şahsiyetleri yetiştirecek ciddi ve önemli kadrolar yetiştirmek şart.
“Doğru düşünce olmadan, doğru düşünce faaliyeti olmaz!”