Ocak 2026’nın üçüncü Cuma (16 Ocak 2026) hutbesi “dinde aşırılık” merkezliydi. Açık söyleyeyim, kimi hutbe metinlerini beğendiğim gibi, kimi Cuma hutbelerini de beğenemiyorum. Söz konusu tarihli Cuma hutbesinin metninde zikredilen “aşırılık”tan kastın ne olduğu anlaşılamadı bana göre. Birçokları “miskin” hâline teselli çıkarmış olabilir. Çünkü bazılarına göre mesela aşırı helal ham duyarlılığı hatta beş vakit namaz bile aşırılık olabilir.
Bir dini, onun kendi mantalitesi, temel esasları çerçevesinde ele almak ve değerlendirmek gerekir. Mesela İslâmı Marksist veya kapitalist bir zihniyet zemininde yorumlayamazsınız. Marksizm “tarihi materyalizm” anlayışına yaslanır. O zaman İslâmla Marksizmi değil, materyalizmi karşılaştırmak lâzım. Zira evvelemirde ilk çatışma noktası ruh ve maddedir. Bu nokta çözümlenip hükme varmadan fert ve topluma ilişkin meseleler hakkında tartışılırsa havanda su dövmeye benzer.
Evet, İslâmda bir “itidal” (orta yol) tabiri vardır ve bu hâl önerilir. Ama diğer yandan Müslümandan/müminden sürekli terakki-ilerleyiş-yükseliş istenir. Bu mukaddes çabanın sınırı yoktur ki, aşırılığı olsun. Neyi neye göre ele aldığımız, değerlendirdiğimiz önemlidir. Allah’ın emirlerini doğrulamak, Peygâmber Efendimize ittiba (uymak) etmek konusunda Ashabı gibi aşırı olmak gerekmez mi?
Dünya hayatında yapıp etmelerimizle kendi cennet veya cehennemimizi inşa ederiz. Hangi hâl üzerineysek o hal üzere ölecek ve o hâl üzere diriltileceğiz. Mesela namaz kılmak yeterli değildir; ihlâs ve takva gerekir. Şimdi ihlas ve takvalı bir kimseye aşırılık isnat edebilir miyiz? Hani halk arasında bir deyim vardır; “acemi doktor candan, acemi imam imandan eder insanı”. Bu haftaki hutbe de bu cinsten bir metindi. Diğer yandan bilindiği gibi, hutbe metinleri Diyanet tarafından hazırlanıp görevli hocalara okutuluyor. Yani ülkemizde okunan Cuma hutbeleri tek tip. Bu çok yanlış ve zafiyeti ifşa eden bir uygulama. Her hoca efendi kendi hutbesini kendisi hazırlamalı. Bu vesileyle haftada bir kere de olsa kitap karıştırmaya ve ifade etme yetisi kazandırılmaya yöneltecektir. Her hoca bağlı olduğu müftülüğe hazırladığı hutbeyi denetlenmesi için sunar. Müftülük makamı onayladıktan sonra okur.
Mevcut uygulama din görevlilerine ve hatta müftülere bir güvensizlik işaretidir.
Sıklıkla söylüyoruz; Diyanet özerkleştirilmeli. Futbol Federasyonunun bile özerk olduğu bu ülkede “din işleri”ni yürüten bir kurum neden özerk olmasın?
Eğitim başta olmak üzere hemen her alanda ciddi bir nitelik sorunu yaşıyoruz. Üstelik bu kimseyi rahatsız etmiyor. Rahatsız ediyor olsaydı bir emaresini görürdük, öyle değil mi?